II. Abdulhamit Han

  • 2. abdulhamit han halife
    Osmanlı Padişahı II. Abdulhamit Han
II. Abdulhamit
Osmanlı Padişahı II. Abdulhamit Han

II. Abdulhamid, İslam dünyasının 113. halifesi olup Osmanlı Devletinde 36 padişahtan 34. padişahtır. Osmanlı’da en uzun süre tahtta kalan padişahlardan biri olup 33 yıl başta kalmıştır. Osmanlı Devleti’nin en buhranlı dönemlerinde başa geçmiştir. Sultan II. Abdülhamid, 21 Eylül 1842’de İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi’dir. Annesi Çerkezdir. Padişah Abdülmecid’in 2. oğludur.

Osmanlı’nın 32. Padişahı olan Abdülaziz tahttan indirilince yerine V. Murat getirilmiş Abdulaziz, Çırağan Sarayına hapsedilmiştir ancak V. Murat’ın hareketlerinin delilik işaretleri olduğunu görenler V. Murat’ı tahttan indirip yerine II. Abdulhamit’i başa getirmişlerdir. Tahtta geçtiği dönemlerde devlet karışık bir dönemdeydi. Daha önceden başlamış olan isyanlar ile savaşlar devam etmekteydi. Devlet borçları ödeyemez hale gelmişti. Saray ile Bab-ı Ali arasındaki çekişmeler giderek artmıştı. Balkanlardaki çıkan milliyetçilik akımı kökenli ayaklanmalar Rusya’nın desteği ile giderek büyük bir sorun haline gelmişti. Osmanlı içinde de Parlamento taraftarları ise giderek güçlenmeye başlamış ve Meşrutiyetin ya da Cumhuriyetin ilanı konusunda ısrarcı olmaya başlamışlardır.

II. Abdulhamid tahtta geçmeden önce Jön Türkler dediğimiz Genç Osmanlılar cemiyetine özellikle Mithat Paşa’ya verdiği sözü yerine getirerek, 23 Aralık 1876’da, ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Bu tarih aynı zamanda Balkan isyanlarından dolayı Avrupalıların Konferans için İstanbul’da toplandığı tarihtir. Avrupa devletlerinin İstanbul’da Tersane Konferansını toplayarak Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı Devletinden reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876’da Kanun-i Esasi’yi (anayasa) ilan etti. Meclis-i Mebusan ve Âyan Meclisi adlarında Meşrutiyeti oluşturan iki parlamentolu sistem 19 Mart 1877’de açıldı. Böylece I. Meşrutiyet dönemi başlamış oldu. Kanun-i Esasi’nin ilanıyla yargı bağımsızlığı ve temel haklar güvence altına alınmıştı. Padişah ve meclis ülkeyi birlikte yönetmesine rağmen son sözü söyleme hakkı yine padişahtaydı. 2. Abdülhamid daha meclis toplanmadan, Kanun-i Esasi’de kendisine tanınan hakla Mithat Paşa’yı sürgüne yolladı.

Rusya’nın Balkanlarda ıslahat için verdiği teklifler, 12 Nisan 1877’de İbrahim Ethem Paşa hükümeti tarafından reddedildi. Bunun üzerine “93 Harbi” olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı çıktı. Osmanlı kamuoyunun zafer bekleyerek girdiği savaşta Rus orduları Balkan ve Kafkas cephelerinde Osmanlı kuvvetlerini bir dizi ağır yenilgiye uğratarak, doğuda Kars, Ardahan, Batum ve Erzurum’u, batıda ise Bulgaristan’ın tamamı ile İstanbul surlarına kadar Trakya’yı işgal ettiler. Mebusan Meclisinde hükümetin savaş politikalarına yöneltilen ağır eleştiriler üzerine II. Abdülhamid, meclisi 18 Şubat 1878’de süresiz olarak kapattı. Meşrutiyet rejimine son vererek, yönetime tek başına egemen oldu. Takip eden 30 yıl boyunca meclis bir daha açılmadı ve Kanun-i Esasi sadece kâğıt üzerinde kaldı. Yine de alınan kararlar bu anayasaya göre yürürlüğe konuldu.

Osmanlı Devleti, tarihin en ağır anlaşmalarından birini bu dönemde imzalamak zorunda kaldı. Belki de en ağır antlaşması olabilirdi. Bu dönemde en büyük kayıplardan birini yaşadı. İstanbul kapılarına kadar gelen Ruslarla çok ağır şartlarla Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması imzalanmak zorunda kalındı. Osmanlı’yı açık kapı haline getiren bu anlaşma Avrupalı devletler tarafından kabul görmedi. Avrupalı devletlerin Rusya’nın güçleneceği endişesi ile anlaşmayı yeniden ele almak için Berlin’de toplanan ikinci bir konferansta Balkan devletlerinin Osmanlılardan aldıkları bazı yerler ve imtiyazlar geri verildiyse de harbe girmemiş diğer devletler İmparatorluğu bir hayli budadılar. Avusturya-Macaristan, Bosna-Hersek’i himayesine aldı, Yunanistan Teselya’nın bir kısmını, İngiltere Kıbrıs’ı, hatta İranlılar bile bir parça arazi aldılar. Sırbistan, Romanya ve Karadağ’a bağımsızlık verildi, Bulgaristan’da 3 kısma ayrıldı ve birinci kısım Almanya ve Avusturya himayesinde özerk bir prenslik oluşturuldu, ikinci kısımda Rusya himayesi söz konusu idi. Üçüncü kısımda ise Osmanlı himayesi söz konusu idi. Burada asıl amaç Bulgaristan’a tek başına hâkim olup Ege denizine yani sıcak denizlere ulaşma imkanı bulunan Çarlık Rusya’nın önüne geçmekti. O yüzden Avrupalılar yeni bir anlaşma yaparak Bulgaristan’ı 3 parçaya böldüler. Kars, Ardahan, Batum ve Doğubeyazıt Rusya’ya verildi. Girit ve Ermenistan’da ıslahatlar yapılacaktı. Osmanlı Devleti savaş tazminatı olarak 30 bin ruble ödeyecekti.

1897 yılında Girit’in Yunanistan’a verilmesini isteyen Yunan hükümetinin sınır ihlallerine girişmesi üzerine meclis açıldı ve 2. Abdülhamid durumun müzakereyle bir neticeye varılmasını emretti. Meclise katılanlar Osmanlı Devleti’nin durumunun iyi olmamasından dolayı Yunanistan’a savaş açılmaması gerektiğini söylediler. Fakat Rıza Paşa ve birkaç devlet adamı, Yunanistan’a karşı girilecek korkak bir tavır sonucunda, özellikle Trakya’dan başlayarak devletin parçalanacağını, hatta İstanbul’un tehlikeye girebileceğini savundular ve bu fikirlerini gizlice 2. Abdülhamid’e ilettiler. Savaş taraftarı olan 2. Abdülhamid hemen savaş hazırlıklarının başlamasını istiyordu. Tam bu sırada harekete geçen Yunan ordusu da Alasonya’ya saldırdı. Hazırlıksız bulunan Osmanlı tümeni Yunan birliklerinden kaçmak zorunda kaldı. Yaşanan bu olay üzerine İstanbul’daki I. Ordu, Umum Kumandanı Ethem Paşa kumandasında Yunanistan üzerine harekete geçti. Birkaç gün içerisinde Yenişehir ele geçirildi ve hemen ardından Atina yolu üzerindeki Milona geçitleri, buradaki Yunan ordusuna ağır hasarlar verilerek alındı. Milona Meydan Savaşı ile Avrupalıların geçilemez dedikleri Milona geçitlerini aşan Osmanlı ordusu Yunan ordusuyla Atina ile Tesalya arasındaki Dökemek’te tekrar karşılaştı. Burada Yunanlıların son savunma hattı olan 25 bin kişilik ordu da ağır bir yenilgiye uğratıldı. Osmanlı ordusu hızla ilerleyerek sadece birkaç saat içerisinde Atina’ya girdi. Tüm bu gelişmeler üzerine endişelenen Avrupa hükümetlerinin müdahalesiyle bir antlaşma yapıldı. Yapılan antlaşmayla Osmanlı Devleti savaştan önceki sınırlarına geri döndü. Yunan hükümeti, Osmanlı Devleti’ne 4 milyon lira savaş tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine rağmen bu parayı hiçbir zaman ödemedi. Buna karşılık ise Girit’e özerklik verilmişti.

Meşrutiyetin kapatılması ve II. Abdulhamid’in yetkilerini elinde toplaması neticesinde geniş kapsamlı polis ve istihbarat teşkilatları kuruldu. Yıldız İstihbarat Teşkilatını kurdu. Teşkilatın amacı Sultan 2. Abdülhamid’in siyasi rakipleri hakkında bilgi toplamak ve Abdülhamid’e karşı girişilebilecek darbe ve isyan girişimlerini engellemekti. Hafiyenin peşine hafiye takmakla ünlenen bu teşkilat ciddi anlamda büyük bir istihbarat ağına sahipti. Bu sayede ortaya çıkabilecek her türlü isyan veya teşebbüs önceden haber alınıp önü kesiliyordu. Bazı tarihçiler bu girişimler sayesinde II. Abdulhamid döneminde Osmanlı Devleti’nin ömrü 30 yıl daha uzadığı belirtilmektedir. Bu 30 yıllık sürece kimi tarihçilerde istibdat yani baskıcı bir dönem olarak kayda geçirmiştir. II. Abdulhamit dönemi aynı zamanda dünyada birçok yeniliğin hızlı geliştiği bir süreç olmuştur. Bu dönemde maddi imkansızlıklara rağmen Osmanlı’da da gelişmeler yaşanmış ve Hicaz Demiryolu, yabancı sermaye ile Anadolu ve Rumeli’de bir kısım demiryolları yapıldı. Mülkiye Mektebi, Hukuk, Medrese-i Mülkiye Mektebi gibi yüksek okullar kuruldu. Darülfünun yeniden açıldı. Orta tahsil genişletildi. Buna karşılık, yabancılara bir sürü imtiyaz verilmiş, hatta 1882 Muharrem Beyannamesi denen anlaşma ile meşhur Düyun-u Umumiye İdaresi kurulmuştur. Anlaşmaya göre bu idare Tütün Rejisi, Osmanlı Bankası, Anadolu Demiryolları Müdürlüğü gibi yabancı idareler, devletin mali ve siyasi bütün işlerinde söz sahibi olmuşlardı. Öte yandan bütçesiz idare yüzünden devlet masrafları ödenemediği gibi, memurlara da bazı aylar maaş verilemez olmuştu. Osmanlı Devleti İflasını vermişti.

II. Abdulhamid’in, Meşrutiyeti kaldırması ve azınlık milletvekillerinin de oluşturduğu meclisin kapatılması kimi kesimde hoşnutsuzluk yarattığı gibi Avrupalı devletler de içerde bir takım teşebbüslerde bulunmuştur. Bunun sonucunda II. Abdulhamidi’i tahttan indirmek Çırağan’da mahkum olan V. Murat’ı tekrar tahtta getirmek suretiyle bir darbe girişimi yapılmış olunsa da başarılı olunamamıştır. Bu dönem de yaşanan bir diğer olay da Ermeni meselesidir. Bugün günümüzde bile etkileri devam eden Ermeni sorunu dediğimiz olayın başlangıcı bu döneme denk gelmektedir. Ruslar Ermenileri silahlandırmaya başlamıştı. Bunu fark eden II. Abdulhamid, doğu bölgesinde Kürt aşiretlerini silahlandırdığı söylenir ve aynı zamanda sorun çıkartan Ermeni aileleri göç ettirdiği belirtilir. Ermeniler, II. Abdulhamid’in arabasına saatli bomba yerleştirmiştir. II. Abdulhamit Cuma namazı çıkışı uzaması sayesinde bu suikast girişiminden kurtulmuştur. Kimi uzmanlarda bu olayın istihbarat sayesinde bertaraf edildiği olayı II. Abdulhamid’in bildiğini ancak teşkilatın açığa çıkmaması için cami çıkışı arabaya gidişte oyalandığı belirtilmektedir. Bu sayede saldırıdan kurtulduğu söylenmektedir.

II. Abdülhamid’in sıkıyönetimine karşı muhalefet güçlenmeye başlamıştı. 1889’da temelini genç subayların oluşturduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu. 1908 yılında İttihat ve Terakki yanlıları Manastır ve Selanik kentlerinde ayaklandılar. Bu baskıların üzerine, II. Abdülhamid 24 Temmuz 1908’de anayasayı yeniden yürürlüğe koymak zorunda bırakıldı ve II. Meşrutiyet ilan edildi. Yapılan seçimlerle 7 Aralık 1908’de meclis yeniden açıldı. Huzursuzlukların artması ve İttihat ve Terakki karşıtlarının baskıları sonucunda 13 Nisan 1909’da tarihe de Rumi takvime göre 31 Mart vakası adıyla geçen bu ayaklanmalar İstanbul’da başladı. Selanik’te kurulan Hareket Ordusu 23 Nisan gecesi İstanbul’a girerek ayaklanmaları bastırdı. Ardından II. Abdulhamit tahtan indirildi. 33 yıl tahta kalarak Osmanlı’da en uzun süre tahta kalan padişahlardan biri oldu.