5. ÜNİTE Canlılar Dünyasını Gezelim ve Tanıyalım Fiziksel Olaylar

CANLILARI TANIYALIM

Dünyada milyonlarca farklı canlı yaşamaktadır. Bu canlıları tek tek incelemek hiç de kolay değildir. Bu nedenle bilim adamları canlıları benzer özelliklerine, akrabalık derecelerine ve besinlerini elde etme şekillerine göre gruplara ayırmışlardır. Canlıların bu şekilde gruplandırılmasına sınıflandırma denir. Sınıflandırma, canlıları incelememizi ve tanımamızı kolaylaştırmıştır. Canlıları dört grupta sınıflandırırız; * Bitkiler * Hayvanlar * Mikroskobik Canlılar * Mantarlar

BİTKİLER

Bitkiler birçok canlının besin kaynağıdır. Kendi besinlerini kendileri yapan bitkiler, tüm canlılar için büyük önem taşımaktadır. Bitkiler diğer canlılar için yaşam kaynağı olan oksijeni üretirler. Bitkilerin kendi besinini yapması olayına fotosentez denir. Bitkiler fotosentez sırasında güneş ışığındaki enerjiyi, havadaki karbondioksit gazını ve topraktaki suyu kullanarak besin elde ederler. Bu sırada oksijen gazı açığa çıkar. Bazı canlılar da solunum için oksijene ihtiyaç duyar.

Bitkiler çiçekli ve çiçeksiz olmak üzere ikiye ayrılır; – Çiçeksiz Bitkiler – Çiçekli Bitkiler

Çiçeksiz Bitkiler

Çiçeksiz bitkiler; göllerde, nemli topraklarda, ağaç gövdelerinde, akarsu kenarlarındaki taşlarda, bataklıklarda, denizlerde yaşayan canlılardır.

  • İlkel bitkilerdir.
  • Kök yerine köke benzer yapıları bulunur.
  • Tohum oluşturamazlar. Sporla ürerler.
  • Bazı türlerinde kök, gövde ve yaprak bulunur. (Eğrelti otu, at kuyruğu otu, kibrit otu vb.)
  • Doğada çiçekli bitkilere oranla daha az bulunurlar.

** Çiçeksiz bitkiler tohumla değil sporla ürerler. Bu toz benzeri partiküller, tohumlardan daha basittir ve bunların besin depoları yoktur. Sadece koruyucu bir kılıf altında genetik materyalleri (DNA) bulunur. Sporlu bitkiler, çiçekli bitkilerden daha önce oluşmuş sadece nemli bölgelerde yaşayıp üreyebilen bitkilerdir.

Çiçekli Bitkiler

  • Doğada çok sayıda gözlemlediğimiz bitkilerin en gelişmiş türlerini içerir.
  • Çiçekli bitkiler hoş kokusu ve renkleri ile doğayı güzelleştirir.
  • Tohum oluşturur ve tohumlarla ürerler.
  • Çiçekli bitkiler; kök, gövde, yaprak ve çiçek olmak üzere dört bölümden oluşurlar.

Kök
• Çiçekli bitkilerin toprak altında kalan, bitkiyi toprağa bağlayan bölümüne kök adı verilir. • Kök, topraktan aldığı su ve minerallerin emilmesini sağlar. • Havuç, turp, kereviz gibi bitkiler besinlerini kökte depolar.

Gövde

Çiçekli bitkilerde, kökün topraktan aldığı su ve mineralleri bitkinin diğer bölümlerine ileten bölümüne gövde adı verilir. • Bitkinin dik durmasını sağlar. • Dal, yaprak, çiçek gibi kısımlar gövde üzerinde bulunur. • Fotosentez sonucu oluşan besinleri bitkinin diğer bölümlerine iletir.

  • Bazı bitkiler besinlerini gövdelerinde depolar; Patates, Yer Elması
  • Bazı bitkilerin gövdeleri ince ve yumuşaktır; Domates, Taze Fasulye
  • Bazı bitkilerin gövdeleri sert, kalın ve odunsudur; Ardıç, Çınar

Yapraklar

• Yaprak, bitkinin yaşaması ve besin üretmesi için gerekli olan en önemli bölümdür. • Yapraklar, fotosentez ile besin üretir. • Bitkiler emdikleri fazla suyu yapraklarından terleme yoluyla atar. • Gaz alışverişini yapraklar sayesinde yapan bitkiler; gündüz güneş ışığı sayesinde ürettikleri oksijeni dışarı verirken dışarıdan karbondioksit alırlar. • Bitkiler solunum olayını yapraklarıyla gerçekleştirir. Gece solunum sırasında oksijen alıp karbondioksit verir. Bu yüzden geceleri bitki bulunan kapalı ortamlarda oksijen miktarı azalır. • Bazı bitkiler de besinlerini yapraklarında depolar; Ispanak, Lahana, Marul

Çiçek

• Çiçekli bitkilerin üremesini sağlayan, tohumun üretildiği bölüme çiçek adı verilir. • Çiçekler, güzel ve rengarenk görünüşleri, hoş kokularıyla doğaya güzellik katar.

Bitkilerle İlgili Meslekler

Çiftçilik: İnsan gücü ve çeşitli makinelerden faydalanılarak toprağın işlenmesi, ekilmesi, mahsulun elde edilip değendirilmesini içine alan meslektir. Eskiden çiftçilik teriminden, bir çift hayvanın çektiği saban veya pullukla yapılan ziraat anlaşılırdı. Şimdi ise çiftçilik en modern makinelerle yapılan özel usullerin uygulandığı bir bilim sayılmaktadır.

Ziraat Mühendisliği: Ziraat mühendisleri, tarım alanlarının belirlenmesi, sulanması, erozyondan korunması gibi konular üzerinde yeterli bilgi ve beceriye sahip nitelikli kişilerdir. Bu kişiler kaliteli tahıl, sebze, meyve, endüstri ve süs bitkilerinin bilimsel ve ekonomik yöntemlerle yetiştirilmesi gibi konular üzerinde çalışır. Ziraat mühendisleri bitkilerin hastalıklardan korunması ve türlerinin iyileştirilmesi, kalite ve verimliliğin artırılması için araştırmalar yapar.

Seracılık: Seralar, bitkilerin yetişmesine uygun şartların sağlanması amacı ile çevre şartları kontrol edilebilen veya düzenlenebilen cam, plastik gibi ışığı geçiren materyallerle örtülü yapılardır. Ilıman iklimin hakim olduğu yerlerde sebze, meyve yetiştiriciliğine seracılık denir. Türkiye’de en çok Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü yerlerde yapılır.

Orman Mühendisliği: Orman mühendisleri bir yetiştirme ortamındaki ekoloji, toprak, sıcaklık, yağış, canlı türlerinin biyolojisi gibi her türlü faktörü değerlendiren, orman kurma tekniklerini bilen ve uygulayan nitelikli kişilerdir. Her türlü ormancılık araştırmalarını takip ederler.

HAYVANLAR

Bitkilerde olduğu gibi hayvanlarda da çok sayıda farklı tür bulunmaktadır. Hayvanları belli özelliklerine bakarak sınıflandırırsak daha kolay bir inceleme yapmış oluruz. Havada, karada, suda yaşayan hayvanları ayrı ayrı sınıflayabileceğimiz gibi et yiyen hayvanlar, ot yiyen hayvanlar ve hem et hem de ot yiyen hayvanlar olarak da bir sınıflandırma yapabiliriz. Günümüzde hayvanların genel sınıflandırması yapılırken hayvanların omurgaları olup olmadığına dikkat edilir. Bu özelliklerine bakıldığında hayvanlar öncelikle omurgalı ve omurgasız hayvanlar olarak ikiye ayrılır. Omurgalı hayvanlar da kendi içinde farklı gruplara ayrılır.

Hayvanlar, Omurgalı ve omurgasız hayvanlar diye ikiye ayrılır. 

Omurgalı Hayvanlar

Omurgalı hayvanların insanlarda olduğu gibi omurgaları vardır. Omurga, vücutlarının dik durmasını sağlar, hareket etmelerine yardımcı olur ve bazı iç organlarını korur.

Balıklar

Balıklar suda yaşar ve solungaçlarıyla oksijen ihtiyaçlarını karşılarlar. Solungaçları kafalarının iki yanında bulunur ve solungaçlarıyla suda çözünmüş oksijeni kullanırlar. Balıkların derileri pullarla kaplıdır. Yüzgeçlere sahiptirler. Yüzgeçler, kuyrukları ile birlikte balıkların hareket etmesini sağlar. Balıklar beslenme ihtiyaçlarını bazı küçük deniz canlılarını ve kendilerinden daha küçük olan balıkları yiyerek karşılar. Denizdeki bitkileri yiyerek yaşamlarını devam ettiren balıklar da vardır. Balıklar, yumurtlayarak çoğalır. Güvenli olduğunu düşündükleri bir bölgeye dişi balıklar çok sayıda yumurta bırakır. Erkek balıklar da aynı bölgeye çok sayıda sperm bırakır. Hayatta kalmayı başaran döllenmiş yumurtalardan bir süre sonra küçük balık yavruları çıkar. Balıklar genellikle sürüler halinde yaşayarak kendilerinden daha güçlü deniz canlılarına karşı korunmaya çalışır.

Kurbağalar

Kurbağalar, balıklardan farklı olarak hem karada hem de suda yaşayabilen omurgalı hayvanlardır. Genellikle su kenarlarında yaşarlar. Derileri kaygan ve nemlidir. Solunumlarını akciğer ve derileriyle yaparlar. Balıklar gibi yumurtayla çoğalırlar. Yumurtadan çıkan küçük kurbağa yavrularına larva adı verilir. Larvalar, kurbağadan çok balığa benzer. Çünkü belli bir döneme kadar suda yaşayarak solungaçlarıyla solunum yaparlar. Larva büyüdükçe kuyruğu kaybolur. Öndeki ve arkadaki bacakları gelişir. Zamanla ergin kurbağa gibi görünmeye başlar. Ergin kurbağalar hem karada hem de suda yaşar ve akciğer solunumu yaparlar.

Sürüngenler

Sürüngenler, akciğerleri ile solunum yapar. Bazı türlerin hareket için kullandıkları ayakları yoktur. Sürünerek hareket ederler. Derileri sert ve pulludur. Balık ve kurbağalar gibi sürüngenler de yumurtlayarak çoğalır. Sürüngenlerin yavruları hayatlarını devam ettirmek için annelerinin bakımına ihtiyaç duymaz.

Kuşlar

Omurgalı hayvanlar sınıfında yer alan bir diğer canlı grubu ise kuşlardır. Kuşların yeryüzündeki yaşam alanları oldukça geniştir. Kutuplarda ve çöllerde yaşayabilen türleri vardır. Bilinenin aksine her kuş türü uçamaz. Bazı kuşlar yaşamlarını uçmadan devam ettirir. Ancak uçamasa da her kuşun kanadı vardır. Kuşların kanatları dışında tüyleri ve gagaları vardır. Birbirinden farklı renklerde tüylere ve çok farklı şekillerde gagalara sahip olanları vardır. Gaga yapıları beslenme şekillerine göre çeşitlilik gösterir. Kuşlar, akciğer solunumu yapar. Yumurtlayarak çoğalır. Yumurtalarını genellikle yüksek ve güvenli yerlerde yaptıkları yuvalarına bırakır. Yavrular yumurtadan çıkar çıkmaz uçmayı başaramaz. Özgürce uçup beslenebilmeleri için biraz büyümeleri gerekir. Bu nedenle yumurtadan çıktıklarında yavruların bakıma ihtiyacı olur. Kuluçka döneminde yavrularının yumurtadan çıkmasını bekleyen kuşlar, yavruları yumurtadan çıktığında bir süre bakıp büyütür.

Memeliler

Omurgalılar sınıfında yer alan bir diğer grup ise memelilerdir. Memeliler, yumurtlayarak değil doğurarak çoğalır. Anne, yavrusunu dünyaya getirdikten sonra onu belli bir süre sütüyle besler. Yavrusuna bakar ve onu korur.
Memeli hayvanlar akciğer solunumu yapar. Çoğunlukla vücutları kıllarla kaplıdır. Dünya’nın çok büyük bir bölümünde yaşam alanlarına sahiptir. Çoğunlukla karada yaşasalar da suda yaşayan memeli türleri de vardır. Dış görünüş olarak balıklara benzettiğimiz yunuslar, memeliler grubunda yer alır. Çünkü yavrularını doğurup sütle besler. Yine dış görünüşünü kuşlara benzettiğimiz yarasalar da memeliler grubunda yer alır.

Omurgasız Hayvanlar

Bu grupta kelebekler, deniz yıldızları, sinekler, uğur böcekleri, arılar, denizanaları, ahtapotlar, midyeler, toprak solucanları, istridyeler gibi hayvanlar yer alır. Omurgasız hayvanlar eklemlerini kullanarak hareket edebilir. Bu nedenle eklem bacaklılar olarak adlandırılan hayvanlar, omurgasızlar arasında yer alır. Eklem bacaklı hayvanların vücutları sert bir kabukla kaplıdır. Omurgasız hayvanlar, hayvanlar aleminin en çok türü ve sayısı bulunan sınıfıdır. Hayvanların yaklaşık % 97’sini omurgasız hayvanlar oluşturur. Çöllerde hatta kutup bölgelerinde yaşayabilirler. Bu nedenle yaşadıkları ortama uyum sağlarlar. Beslenme şekilleri de birbirinden çok farklıdır. Örneğin arı ve kelebek gibi canlılar bitkileri, toprak içinde yaşayan solucanlar da toprak içinde çözünmüş hâlde bulunan besinleri, suda yaşayan omurgasız hayvanlar ise kendilerinden küçük hayvanları ve suda yetişen bitkilerin artıklarını yiyerek hayatlarını sürdürürler.

MANTARLAR

Mantarlar, sap ve şapka olarak iki kısımda incelenen canlı grubudur. Mantarların genellikle bitkilerin grubunda olduğu sanılsa da aslında bitkilerden oldukça farklıdır. Çiçekli bir bitkide kök, gövde, yaprak ve çiçek gibi bölümler vardır. Şapkalı mantarda gerçek kök yoktur. Bunun yerine kök benzeri ince yapılar vardır. Şapkalı mantarda, çiçekli bitkilerde olduğu gibi yaprak, gövde ve çiçek de yoktur. Mantarın şapkasının altındaki yapılar ise çiçekli bitkilerde bulunmaz. Bitkiler, yeşil yaprakları sayesinde güneş ışığını kullanarak kendi besinlerini kendileri üretir. Ancak mantarlarda böyle bir yapı yoktur. Bu nedenle besinlerini dışarıdan hazır olarak alırlar. Ilık ve nemli yerlerde yaşayan mantarlar, yeryüzü üzerinde birçok yerde kendileri için yaşam alanı bulabilirler. Mantarların besinlerini elde ettikleri kaynaklar birbirinden farklılık gösterir. Bazıları başka tür canlılardan besin sağlarken, bazıları ise canlılığını yitirmiş bitki ve hayvan atıklarını kullanarak beslenir. Bu tür mantarlar doğal dengenin aksamadan devam etmesine katkıda bulunur. Çünkü atıkların yapısında bulunan maddeleri, canlıların tekrar yararlanabileceği bir duruma getirirler. En çok bilinen türlerinden biri özellikle yağmurlu günlerden birkaç gün sonra ağaç diplerinde görebileceğimiz şapkalı mantarlardır.

Şapkalı mantarların da kendi içinde farklı olanları vardır. Bazıları yenilebilir, bazıları yenilemez olduğu için bu mantarları birbirlerinden çok dikkatli ayırmak gerekir. Çünkü yenilemeyen mantarların bazıları zehirlidir ve insan sağlığı için tehlike oluşturur. Uzun süre açıkta bıraktığımız bazı besinlerin üzerinde küf oluşur. Küf de bir çeşit mantardır. Küf mantarları ancak bir çoğu bir araya geldiğinde görülebilir. Küf mantarı yiyeceklerin renginin, kokusunun ve tadının bozulmasına yol açar. Küflenmiş besinler tüketilmemelidir.

Küf mantarlarının tümü zehirli değildir. Birçok hastalığın tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin yapımında küf mantarlarından faydalanılır. Penisilin isimli antibiyotik, 1928 yılında İngiliz bilim adamı Alexander Fleming tarafından peynir küfü kullanılarak elde edilmiştir.

Mantarların bir diğer çeşidi de maya adı verilen mantarlardır. Maya mantarları bulundukları ortamda kendileri için uygun yaşam şartlarını bulamazlarsa yaşamsal faaliyetlerini sürdüremez. Böyle ortamlarda cansızmış gibi dururlar. Maya ılık su ve şeker ile bir araya geldiğinde uygun sıcaklık ve besin sağlandığı için yaşamsal faaliyetlerini sürdürmeye başlar. Bu nedenle annelerimiz bazı hamur işlerini yaparken maya kullanıp hamurun kabarmasını sağlar. Bu mantarların dışında hastalık yapan mantar türleri de vardır. Örneğin bebeklerin ağızlarında çıkan pamukçuklar birer mantar hastalığıdır. Bazı kişilerin el ve ayaklarında da mantar hastalığına rastlanabilir. Ayrıca saçlarda veya erkeklerin sakallarında belli bir bölgede çok kısa bir sürede saç dökülmesi şeklinde oluşan saç kıran hastalığı da bir mantar hastalığıdır.

MİKROSKOBİK CANLILAR

Çıplak gözle göremediğimiz, en geniş yaşam alanına sahip canlılar mikroskobik canlılardır. Havada, karada, toprakta, suda, bitkilerde, hayvanlarda, insanlarda kısacası her yerde yaşayabilen bu canlılar, ancak mikroskopla görülebilir. Elektron mikroskobu ile görülebilen virüsler ancak canlı bir hücreye girdiklerinde canlılık özelliği gösterir. Canlı hücre içinde değillerse üreyemezler. Virüsler; insan vücudunda kabakulak, kızamık, çoçuk felci, AIDS, kuduz gibi hastalıklara neden olur. Bakteriler; her ortamda yaşayabilen, belirli sıcaklığa dayanıklı, virüslerden daha büyük mikroskobik canlılardır. Bakteriler çok hızlı ürer. Bakterilerin zararlı olanları insanlarda verem, tifo, kolera gibi hastalıklara neden olur. Bu hastalıkların tedavisinde antibiyotik kullanılır. Bakterilerin hayatımıza hem olumlu hem de olumsuz etkileri vardır.

Olumlu Etkileri

  • Sütten, yoğurt ve peynir; üzümden, sirke ve şarabın yapılması bakteriler sayesinde gerçekleşir.
  • Çürükçül bakteriler, toprağa karışan bitki ve hayvan ölülerini parçalayarak çürütür. Bu parçalanma sonucu oluşan mineraller toprağa karışır. Bu sayede doğanın dengesi sağlanır.
  • Bağırsaklarımızda yaşayarak B ve K vitamini üretirler.
  • Çeşitli aşılar ve antibiyotikler yapılarak hastalıkların tedavisinde kullanılır.

Olumsuz Etkileri

  • Besinlerin çürüyerek bozulmalarına neden olurlar.
  • Dişlerin çürümesine neden olurlar.
  • Bitki ve hayvanlarda hastalığa neden olup onlara zarar verirler.
  • İnsanlarda verem, tifo, kolera, çocuk felci, kuduz gibi bulaşıcı hastalıklara neden olurlar.

Besinleri bakterilerden koruyarak bozulmalarını önleyen yöntemler:

1. Konserve Yapma: Besinler kapalı kaplarda 120 °C’ye kadar ısıtılır. Bu sayede bakteriler ölür. Besinlerin bakterilerle teması kesildiği için besinler bozulmadan muhafaza edilir.

2. Kurutma: Bu işlem besinlerdeki nemin çoğunu ısı etkisiyle uzaklaştırır. Böylece bakterilerin çoğalması önlenir.

3. Soğutma ve Dondurma: Bakterilerin belli sıcaklıkta üremeleri durur. Ancak tamamen ölmezler. Besinleri derin dondurucularda beklettiğimizde bakteriler üreyemediği için besinler bozulmaz. Fakat besin dondurucudan çıkarılıp buzları erimeye başladığı andan itibaren bakteriler üremeye başlar. Bu nedenle besini dondurucudan çıkarttığımızda çok kısa sürede tüketmeliyiz.

4. Kimyasal İşlemden Geçirme: Besinlere kimyasal madde ilave edilerek besinlerin raf ömürleri uzatılır.

5. Turşu Yapma: Besinlerin tuz ve sirke ile saklanması bakterilerin çoğalmasını önler.

6. Reçel Yapma: Besinlere şeker katılarak kaynatılması bakterilerin çoğalmasını önler.

7. Pastörizasyon: Besinlerin kısa bir süre içinde ısıtılıp hızlıca soğutulmasıyla gerçekleştirilen bu yöntemle besinler bakterilerden arındırılır. Bu yöntem en çok süt, meyve suyu gibi ürünlerde kullanılır.

8. Işınlanma: Besinler plastik ambalajlara konularak üzerlerine düşük dozlu X veya gama ışınları gönderilir. Bu ışınlar besinlerdeki bakterileri öldürür.

Mikroskop; çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük canlıların ve hücrelerin mercek yardımıyla büyütülerek görüntüsünün incelenmesini sağlayan alettir.

İnsan ve Çevre İlişkisi

Yeryüzünün neredeyse tamamında canlı türleri yaşamaktadır. Ancak her canlının yaşam alanı aynı değildir.
Yaşadığımız ortamları gözlemlediğimizde birçok canlı türü olduğunu fark ederiz. Ağaçlar, çiçekler, otlar, kediler, köpekler, kuşlar, sularda yaşayan balıklar, denizanaları, mikroskobik canlılar… Ancak suda yaşayan bir kedi veya uçan bir köpek göremeyiz. Çünkü canlılar uyum sağlayabilecekleri yaşam alanlarında bulunur. Bitkiler toprakta, solucanlar, karıncalar ve bazı böcekler ise toprağın altında yaşar. Canlılar, kendilerine yaşam alanı olabilecek yerleri, öncelikle kendileri için gerekli besini bulabildikleri bölgelerde seçer. Bununla birlikte sıcaktan, güneşten, soğuktan ve düşmanlardan korunmak gibi durumları da göz önünde bulundurarak yaşam alanı oluştururlar. Bir veya birden çok canlı türünün doğada yaşadıkları yere yaşam alanı denir. Bir yaşam alanında yaşayan canlıların tümüne topluluk denir. Bir göl gezintisine çıktığımızda çeşitli balıklar, kurbağalar, sazlıklar, nilüferler, göl kenarında kaplumbağalar, solucanlar, çeşitli kuşlar, kelebekler görürüz. Hatta gözümüzle göremediğimiz birçok mikroskobik canlı da gölde veya göl çevresinde yaşar.

Çöller ve kutup bölgeleri her tür canlının yaşamasına uygun yerler değildir. Çünkü çöller çok sıcak ve kurak, kutuplar ise aşırı soğuktur. Ancak buralarda yaşamaya uyum sağlayabilmiş canlılar da vardır.

Çöllerde yaşayabilen hayvanların ince derileri vardır. Vücutlarında suyu depolayabilirler. Örneğin, develer vücutlarındaki hörgüç adı verilen yapılarda depoladıkları yağı gerektiğinde kullanarak su ihtiyaçlarını karşılarlar.
Kaktüs bitkileri çok uzun süre susuz yaşabilir. Çünkü onlar da aldıkları suyun bir kısmını kalın gövdelerinde depo ederler. Ayrıca yaprakları iğne biçiminde olduğu için terleme ile su kaybı en aza indirilmiş olur.

Kutuplarda yaşayan canlıların soğuktan korunmak için kalın kürklü vücutları ve derilerinin altında kalın bir yağ tabakası bulunur. Örneğin kutup ayılarının beyaz kürkleri ve kalın yağ tabakaları vardır. Bu sayede vücut ısıları çok fazla düşmez ve soğukta yaşayabilirler. Foklar, balinalar, penguenler, deniz aslanları derilerinin altındaki kalın yağ tabakası sayesinde soğuktan korunur.

Bulundukları ortamda iklim değişikliği olduğunda bu değişikliğe uyum sağlayamayan bazı canlılar ya kış uykusuna yatar ya da göç ederler. Örneğin, leylekler soğuk hava şartlarında yaşayamadıkları için yaşam alanlarında havalar soğumaya başladığında daha sıcak bölgelere göç eder. Bazı hayvanlar ise çevrelerindeki düşmanlardan korunmak için bulundukları ortama uyum sağlar. Bukalemunlar, kendilerine zarar verebilecek herhangi bir durumla karşılaştıklarında hemen bulundukları ortamın rengine bürünerek kendilerini kamufle ederler. Bu sayade kendilerini korumuş olurlar. Bitkiler de bulundukları ortamın toprak yapısına ve iklim koşullarına uyum sağlar. Nemli bölgelerdeki ağaçların yaprakları geniş, kurak bölgelerdeki ağaçların yaprakları küçük veya iğne şeklinde olur. Böylece terleme ile su kaybını azaltarak daha uzun süre yaşayabilirler.

Canlıların Beslenme Şekilleri

Canlıların yaşamlarını sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaçları olduğunu ve bu enerjiyi de besinlerden elde ettiklerini biliyoruz. Bitkiler fotosentez yaparak kendi besinlerini kendileri üretirler ancak canlıların çoğu bitkiler kadar şanslı değildir. Çünkü besinlerini dışarıdan, başka canlılardan sağlarlar. Bu durum bir zincir şeklinde devam eder. Bitkiler, kendi besinlerini güneş ışığından faydalanarak üretir. Bazı canlılar üretici canlıları tüketir. Bazı canlılar ise üretici canlılarla beslenen hayvanları tüketir. Bu canlıların her biri besin zincirinin bir halkasını oluşturur. Besin zinciri sayesinde doğada bir döngü oluşur. Zincirin halkalarının herhangi birinin yok olması durumunda doğadaki denge bozulur. Bazı canlıların sayıları çok fazla artarken bazı canlıların nesilleri tükenebilir. Besin zincirinin ilk halkasını kendi besinini kendileri üretebildikleri için her zaman bitkiler oluşturur. Bitkilerle beslenen otçul hayvanlar, daha sonra hem etçil hem de otçul hayvanlar ve etçil hayvanlar besin zincirini oluşturur. Dünyamızdaki tüm enerjilerin asıl kaynağı Güneş’tir. Güneş besin zincirinin temelini oluşturur. Bitkiler güneş ışığını kullanıp fotosentez yaparak kendi besinlerini üretir. Böylece besin zincirinin ilk halkasını oluşturup diğer canlılara iletilmesini sağlar. Besin zincirinde mikroskobik canlıların da önemli bir rolü vardır. Bitki ve hayvan kalıntılarını, topraktaki minerallere dönüştürerek bitkilerin suyla birlikte bu mineralleri kullanmasını sağlamış olurlar. Besin zinciri canlılara yaşam alanı oluşturan her yerde vardır. Toprak altında, su altında, karada vb. gibi yerlerde yaşayan tüm canlılar beslenmek zorundadır.