7. Ünite: Yer Kabuğunun Gizemi

Yer Kabuğunda Neler Var?

Üzerinde yaşadığımız Dünyamız beş ana katmandan oluşur. Bu katmanlar:

  • Atmosfer (Hava küre)
  • Yer kabuğu (Taş küre, Litosfer)
  • Ateş küre (Magma)
  • Ağır küre (Barisfer, Çekirdek)
  • Su Küre (Hidrosfer)

Dünyamızın karalardan oluşan en dış katmanına yer kabuğu veya taş küre denir. Yer kabuğunun kalınlığı 6 km ile 40 km arasında değişiklik gösterir. Yer kabuğu kayaçlardan oluşmuştur. Okyanus ve deniz tabanları da yer kabuğunun birer parçasıdır. İnsanlar, bitkiler ve hayvanlar yaşamını yer kabuğunun üstünde veya yer kabuğunun üstünde kalan okyanus ve denizlerde sürdürürler.

Kayaçlar

Kayaçlar; yer kabuğu katmanını oluşturan ana malzeme olup taş, toprak vb oluşumların tamamına verilen isimdir. Yapısal olarak minerallerden oluşur. Kayaçlar tek çeşit değildir. Farklı renk ve özelliklerde birçok kayaç çeşidi gözlemlenebilmektedir. Bunun sebebi kayaçların içinde bulunan minerallerin çeşidinin ve yoğunluğunun farklılık göstermesidir. Bugüne kadar 2000’den fazla mineral çeşidi tespit edilmiştir. Kayaç oluşumlarında rol oynayan minerallere örnek olarak kalsit ve prit mineralleri verilebilir.

Madenler

Ekonomik değeri olan kayaçlara maden denir. Madenler daha önceki zamanlarda da kullanımlarına rağmen sanayileşmenin artması sonucu kullanım alanları ve günlük kullanım miktarlarının artmasıyla ekonomik değeri de artmıştır. Madenler temelde ham maddedirler. İşlenerek kullanıldıklarından yeni teknolojik alanların geliştirilmesinde ve geliştirilen teknolojik alanlarda kullanılmaya uygundur.

Bazı madenler ve kullanım alanları:
Demir: Otomotiv sanayisinden çeşitli çelik işletmelerine, inşaatlardan ray yapımına kadar çok geniş bir kullanım alanı vardır. En çok kullanılan madenlerden biridir.
Bakır: İlk çağlarda kalayla alaşım yapılarak tunç elde etmede kullanılan bakır, günümüzde öncelikli olarak kablo ve elektrikli cihazların yapımında iletken olarak kullanılmaktadır.
Cıva: Doğada sıvı hâlde bulunan bir maden türü olan cıva, ilaç, tıp, boya sanayi, dişçilik, termometre üretimi, kâğıt ve suni gübre üretimi gibi birçok sanayi alanında kullanılmaktadır.
Kurşun: Kurşun, yaygın olarak akü yapımında kullanıldığı gibi çok farklı alanlarda da kullanılmaktadır.

Geçmişten Gelen Misafirler:

Uzun zaman önce yaşamış bir canlı öldükten sonra bedeninin bir kısmı zaman içerisinde çürür. Geride kalan sert kemikleri nehir veya deniz tabanı gibi bir yerde bulunursa taşınan tortu, çamur ve çakıl tabakaları canlının kemik, diş gibi sert kalıntılarının üzerini örter. Zaman içinde canlı kalıntısının üzerindeki tabaka iyice artar ve kalınlaşır. Bu durumda canlı kalıntısına ve etrafındaki kayaçlara basınç uygulanır. Böylece canlı kalıntısı ve etrafındaki kayaçlar iyice sertleşerek kayaya dönüşür. Bu canlı kalıntıları, zaman içinde dünya yüzeyinde gerçekleşen değişimlerle (nehir veya denizlerin kuruması gibi), yer hareketleriyle yer yüzüne daha da yakınlaşabilir. Bu şekilde çok uzun zaman önce yaşamış olan canlıların günümüze ulaşan kalıntı ve izlerine fosil denir. Geçmişte yaşamış canlıların günümüze bir fosil olarak gelebilmesi için canlı kalıntılarının, bakterilerin yaşamasına uygun olmayan yerlerde olması gerekir. Yani canlı kalıntılarının havayla temas etmemesi gerekmektedir. Çünkü bu şekilde bakterilerin canlı kalıntılarını çürütmesi engellenmiş olur.

Fosiller Bize Neler Anlatıyor?

Fosiller en çok kayaçlar içinde bulunur. Genç fosiller tortul kayaçların üst tabakalarında, yaşlı fosiller ise tortul kayaçların daha alt tabakalarında yer alırlar. Bu durumda bulunan bir fosil, fosilin içinde bulunduğu tortul kayacın yaşı ve hangi zamana ait olduğuyla ilgili gerekli bilgiler sağlanmış olur. Fosillere sadece kayaçlar içinde rastlanmaz. Kutuplar gibi soğuk bölgelerde donmuş vaziyette bulunan canlı kalıntılarına geçmişte rastlanmıştır. Benzer olarak ağaçların yapışkan öz sularına konan veya düşen böcekler bu öz suya yapışarak içinde mahsur kalırlar. Öz suyu zamanla sertleşirken içindeki böcek kalıntısı da sertleşir ve böylece canlı kalıntısı bozulmaya uğramadan günümüze kadar ulaşacak olan bir böcek fosili haline gelir.

Fosillerin bulunması sanılanın aksine hiç kolay değildir. Fosil aramak ve bulunan bir fosili çıkarmak son derece dikkat ve beceri gerektiren çalışmalardır. Paleontoloji adı verilen ve fosilleri inceleyen bilim dalı ile ilgilenen paleontolog adı verilen, fosillerle ilgili çalışmalar yapan bilim insanları bu tür çalışmalarda yer alır ve bu çalışmaları yürütürler. Paleontologlar, fosil aramada çok farklı yöntem ve araçlar kullanırlar. Tüm bu çalışmaların sonucunda bulunan fosillerin yardımıyla yaşadığımız Dünya’nın ve canlıların uğradığı değişiklikleri anlamaya çalışırlar.

YER KABUĞUNUN DOĞAL ANITLARI

Kültürel varlıklar, tabiatın çeşitlilik ve zenginlik gösterdiği parçalarında doğar ve gelişir. Ülkemiz, doğal değerleri ile oldukça zengin bir ülkedir ve ülkemizde çok sayıda doğal anıt bulunur. Doğal anıtlar, ülkelerin kültürel ve doğal zenginlikleridir ve tüm insanlık için ortak değerdir. Yer kabuğu, volkanik olaylar, sıcaklık, rüzgâr, yağışlar ve canlılar gibi etkenlerle sürekli bir değişim içerisindedir. Bu değişim çok uzun zaman alır ve bu süreçte oluşumu zor ve kolay rastlanamayan yeryüzü şekilleri ortaya çıkar. Şelale, göl, mağara, peri bacaları, obruk ve traverten bu tür yeryüzü şekillerine örnektir.

Mağaralar

Mağaralar, büyük yeraltı boşluklarıdır. Kayaçların, yeraltı suları tarafından eritilerek aşındırılmasıyla ya da lavların soğuması sırasında içlerinde bulunan boşluklarla meydana gelirler.
●● Bazı mağaralarda yer altı suları mağara tavanındaki maddeleri eritip aşağıya doğru sarkıtmasıyla sarkıtlar oluşur.
●● Mağara tavanından su sayesinde yere düşen ve yerden yükselip burada biriken maddeler ise dikitleri oluşturur.
●● Sarkıt ve dikitin birleşmesiyle oluşan ve yerden tavana kadar uzanan şekillere ise sütun denir.
Ülkemizin en önemli mağaraları Antalya Karain Mağarası bilinen en eski yerleşim yerlerindendir. Bu mağarada taş devrine ait fosillere ve kayaçlara rastlanmıştır.

Travertenler

Yer altı sularının geçtikleri yerde kireci çözerek, yer yüzüne ulaştıkları kaynağın etrafında bulunan suyun buharlaşması ve kirecin çökerek beyaz tortullar oluşturmasıyla oluşurlar. Dünya’nın en çok tanınan travertenlerinden biri de Pamukkale travertenleridir.

Peribacaları

Volkanik tüf tabakasının sel suları ve rüzgar etkisi (erozyon) ile aşınmasıyla ortaya çıkan ilginç yapılardır. Türkiye’de en çok Ürgüp, Uçhisar, Avanos ve Nevşehir’de görülür.

Obruk

Yeraltı suları yerin alt katmanlarında derin oyuklar oluşturur. Yeraltı sularının çekilerek oyukların tavanlarının çökmesiyle doğal göçük çukurlar yani obruklar oluşur. Obrukların bazıları yeraltı sularının birikmesi ile obruk göllerini oluşturur.

Doğal anıtlar bulundukları ülkelere değil, tüm dünyaya mirastır ve korunmasının sorumluluğu tüm insanlığın görevidir. Doğal anıtların korunması ile yerel kuruluşların yanı sıra uluslararası örgütler de ilgilenir. Bu örgütlerden bazıları;
●● UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü)

●● IUCN (Uluslararası, Dünya Doğayı Koruma Birliği)

●● AB Kültür Komisyonu

●● ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Siteler Konseyi)

Türkiye’de bulunan anıt ağaçlar:

  • Oklubalı Ardıçları-Eskişehir (İnönü)
  • Mızıkçam-Kütahya (Domaniç)
  • Alufeli Çınar-Bursa
  • Yavuz Selim Meşesi-Hatay (Bedirge)
  • İbradı’nın Kestaneleri-Antalya
  • Taşlıçınar-İstanbul (Gülhane)
  • Mengerli Çınar-İzmir (Beyköy)
  • Uşaklı-Çam Bolu (Güvenköy)
  • Eskicibaba Çınarı-Bursa (Orhan Camii)
  • Bursa-İnkaya Çınarı

EROZYON VE HEYELANIN YER KABUĞUNA ETKİSİ

Toprak ve Toprak Erozyonu

Toprak canlılar için çok önemlidir. Toprak sayesinde bitkiler yetişir ve canlılar besin ihtiyacını sağlar. Bazı canlılar için toprak yuvadır. Toprakta mikroskobik canlılar, bakteriler ve mantarlar yaşar. Toprağın yapısında hava, su, mineraller, bitki ve hayvan atıkları ve mikroorganizmalar bulunur.
Yer kabuğu; Kayaç ve topraktan oluşur. Kayaçlar rüzgâr, yağışlar, sıcaklık değişimi gibi etkenlerle parçalanarak kayalara, kayalar taşlara, taşlar kuma ayrılır. Zamanla bu parçaları organik atıkların karışmasıyla toprak oluşur. Toprak en çok hangi kayaç türünü içeriyorsa ona göre isimlendirilir. Örneğin; kil miktarı fazla ise killi toprak, kum miktarı fazla ise kumlu toprak, kireç miktarı fazla ise kireçli toprak ismini alır.
Toprağın yapısında organik madde ( canlı kalıntısı) bulunup bulunmadığını belirlemek için toprak kavrulur. Toprağın kavrulması sırasında yanık kokusu geliyorsa toprağın yapısında organik madde olduğu anlaşılır. Bu koku organik maddenin yapısındaki yanıcı karbon elementinden kaynaklanır.

Toprak Çeşitleri

a) Kumlu Toprak

%80 oranında kum içerir. Suyu çok kısa sürede tabana ulaştıran bir toprak türüdür. Su tutma özelliği yoktur. Bu nedenle çok sulama gerektirir. İşlenmesi kolaydır. Sert ve iri taneciklidir. İçerdiği besin maddesi azdır. Gübrelendiğinde tarıma elverişli hale gelir. Pamuk ve karpuz gibi bitkilerin yetişmesi için uygun bir topraktır.

b) Humuslu Toprak

Yapısında çürümüş bitki ve hayvan kalıntıları bulunan, besince zengin, tarıma en elverişli toprak türüdür. Kavrulduğunda yanık kokusu verir. Koyu kahve renkli, su tutan, yumuşak bir topraktır.

c) Killi Toprak

Kil bakımından zengin, su tutma kapasitesi yüksek, ağır ve zor işlenen bir toprak türüdür. Çok küçük taneciklerden oluşan, kavrulduğunda camı çizecek kadar sertleşen, ısıya dayanıklı, asitlerden etkilenmeyen bir toprak çeşididir. Seramik, porselen, tuğla, kiremit, çanak, çömlek yapımında kullanılır.

d) Kireçli Toprak

Kireç oranı yüksek, açık renkli, su tutmayan bir toprak türüdür. Üzerine su döküldüğünde kalın bir kabuk bağlar. Zor işlenen, gevşek yapılı, tarıma elverişli olmayan bir toprak türüdür.

TOPRAK EROZYONU

Erozyon; koruyucu örtüden yoksun kalan toprağın, verimli olan üst kısmının su ve rüzgarın etkisiyle aşınması ve taşınmasıdır. Erozyonu rüzgar ve su erozyonu olmak üzere iki başlıkta inceleyebiliriz.

Bitki örtüsü zayıf, düz ve açık arazilerde gevşek ve ince yapıdaki toprağın üst kısmı rüzgarın etkisiyle kolayca başka yerlere sürüklenir. Bu erozyon çeşidine rüzgar erozyonu denir. Rüzgar erozyonu uzun yıllar içerisinde yer yer çukurlar, yer yer tepeler oluşturur.

Yağışın bol olduğu ve bitki örtüsünün zayıf olduğu bölgelerde, su yüzeysel akıntılar sayesinde toprak parçacıklarını eğim doğrultusunda sürükler. Bu erozyon çeşidine ise su erozyonu adı verilir.

Su ve rüzgar erozyonunun etkisinde olan yerlerin ortak özelliği bitki örtüsü bakımından fakir olmalarıdır. Bunun en güzel örneği de Peribacalarıdır.

Erozyona Etki Eden Faktörler:

  • ●● Ormanların yok edilmesi
  • ●● Meraların tahrip edilmesi
  • ●● Toprağın yanlış kullanımı
  • ●● Arazinin eğimi
  • ●● Toprak yapısı
  • ●● Rüzgar hızı
  • ●● Bitki örtüsünün azlığı
  • ●● Bol yağış, akarsu taşkınları
  • ●● Anız örtüsünün yakılması şeklinde sıralanabilir.

Erozyonun Sonuçları:

  • ●● Toprağın çölleşmesi ve verimin azalması
  • ●● Ürün kalitesinin düşmesi
  • ●● Su kirliliği
  • ●● Barajların toprakla dolması, ekonomik zararlar
  • ●● Kırsal alanlardan kentlere göç
  • ●● Kuraklık
  • ●● Açlık ve yoksulluk
  • ●● Ekolojik dengenin bozulması; bitki ve hayvan türlerinin yok olması
  • ●● İklim değişikliği gibi birçok olumsuz durum ortaya çıkar.

Erozyonu Önlemek için Alınabilecek Tedbirler;

  • ●● Eğimli arazilerde taraçalama yapılmalıdır.
  • ●● Taraçalama eğimli arazilerde toprağın önüne basamaklı setler kurma yöntemidir.
  • ●● Eğimli araziler eğime dik yönde sürülmelidir.
  • ●● Ağaçlandırma yapılmalı ve ormanların tahribatı engellenmelidir.
  • ●● Toplum erozyon hakkında eğitilmeli ve bilinçlendirilmelidir.
  • ●● Tarlalarda nöbetleşe ekim yapılmalıdır.

Yurdumuzda Erozyon Ülkemizin büyük bir kısmında toprak erozyonu vardır. İç Batı Anadolu, İç Anadolu’nun doğu kesimi, Ege’nin dağlık kesimleri, Doğu Anadolu’nun güney ve batı kesimleri ve Toroslar’da çok şiddetli erozyon görülmektedir. Karadeniz Bölgesi, Doğu Anadolu’nun kuzeyi, Marmara’nın güneyi ise şiddetli erozyon bölgesidir.

Ülkemizin erozyon bölgesi olmasının sebepleri;

  • ●● Arazilerin eğimli ve engebeli olması
  • ●● Bitki örtüsünün tahrip edilmiş olması
  • ●● Akarsuların düzensiz akışı
  • ●● İklim farklılığı şeklinde sıralanabilir.

YER KABUĞUNDAKİ YER ALTI VE YER ÜSTÜ SULARI

Dünyamız mavi gezegen olarak adlandırılır. Bunun sebebi uzaydan Dünyamıza bakıldığında mavi görünmesidir. Yerkürenin dörtte üçü sularla kaplı olduğu için bu ismi vermek hiç de yanlış değildir. Canlılar yaşamlarını devam ettirebilmek için suya ihtiyaç duyarlar. Öyle ki, sağlıklı bir insan açlığa 30 gün dayanabiliyorken, susuzluğa 3 gün dayanabilir. Canlılık ile suyun sıvı hali arasında bir bağ vardır. Dünyamızda canlı yaşamından söz edebiliyorsak bunda suyun sıvı halinin önemli bir payı vardır. Örneğin Dünyamız Güneş’e daha yakın konumda bulunsaydı sıcaklık artacağından su, su buharı halinde bulunurdu. Aynı şekilde Dünyamız Güneş’ten daha uzak olsaydı da su, buz halinde bulunurdu ve her iki durumda da Dünyamızdaki yaşam sona ererdi.

Dünyamızın dörtte üçü sularla kaplıdır. Fakat karada yaşayan canlılar için gerekli olan tatlı su oranı çok azdır. Dünya’daki suyun tamamını 100 bardağa doldurduğumuzu düşünelim, bunların 97 tanesi tuzlu, 3 tanesi tatlı sudur. 97 bardaktaki su, okyanus, deniz ve bazı tuz göllerini, üç bardaktaki tatlı suyun ikisi buzulları, bir bardakta bulunan su ise akarsu, göl ve yer altı sularını temsil eder.

SU DÖNGÜSÜ

Dünya’daki su, Güneş enerjisi ile önce buharlaşır, sonra da yağmur, kar veya dolu olarak yağar. Yeryüzüne inen su, nehirlere, göllere veya denizlere karışır. Buralarda tekrar buharlaşır, yağar ve bu döngü devamlı sürer. Fakat su hiç yok olmaz.
Yer Üstü ve Yer Altı Suları Yeryüzündeki su kaynakları yer üstü ve yer altı olmak üzere iki grupta incelenir. Okyanus, deniz, göl ve akarsular yer üstü, sıcak ve soğuk su kaynakları ise yer altı suları olarak adlandırılır.

Yer Altı Suları Nasıl Oluşur? Yağmur, kar veya dolu şeklinde yeryüzüne düşen suların bir kısmı buharlaşmadan toprak tarafından emilir. Toprak tarafından emilen suyun bir kısmı boşluklardan yer altına süzülür. Süzülen su, su geçirmeyen bir kayaç tabakasına geldiğinde buralarda birikir. Bu sulara yer altı suları denir. Kazılan kuyular sayesinde yer altı sularına ulaşılır. Yer altı suları toprağın türüne göre farklı derinliklerde bulunabilir.

Bu sular yer altından yer üstüne pompalanarak değişik amaçlar için kullanılır. Kuyu kazılarak çıkarılan yer altı suyu toprak yüzeyinin altındadır. Suyu, kova, tulumba veya elektrikli motorlarla yukarı çıkarmak gerekir. Yer altı sularının yeryüzüne kendiliğinden çıktığı yere kaynak adı verilir. Kaynak sularının bir kısmı soğuk, bir kısmı ılık veya sıcaktır. Suları ılık veya sıcak olan kaynaklar termal kaynak olarak adlandırılır. Ülkemiz, sıcak su kaynakları bakımından zengindir. Kaplıca (ılıca) ve çamur kaynakları olmak üzere yüzlerce sıcak su kaynağı vardır. Kaplıcalara jeotermal kaynakta denebilir. Yeraltı sularının çoğunun içerisinde çözünmüş mineral bulunur. Bunun nedeni suyun toprakta süzülürken bir çok mineral tuz ve erimiş gaz ile karışmasıdır. İçinde çözünmüş mineral bulunan yer altı sularına maden suyu denir. Soğuk maden suları içme ya da içmece olarak adlandırılır ve bunlardaki mineral miktarı litrede bir gramdan fazladır. Yer altı kaynak suları içme suyu, endüstri, tarım, hayvancılıkta kullanıldığı gibi bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla tıp alanında da kullanılmaktadır. Ayrıca suları sıcak olan yer altı sularında kurulan tesislerde (kaplıca veya ılıca) ise banyo yapılır. Yer üstü suları da yer altı suları gibi çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Elektrik enerjisi üretimi, ulaşım, turizm, balıkçılık ve çeşitli spor faaliyetleri örnek olarak gösterilebilir.