ÇAĞDAŞ VARLIK FELSEFESİ

Çağdaş Varlık Görüşleri ve Bir Varlık Olarak İnsan

1) Yeni Ontoloji

 Nicolai Hartmann (1882-1950)

20. yy’da Yeni Ontoloji adıyla yeni bir varlık felsefesi ortaya koymuştur. Husserl’den etkilenmiştir. Ontolojiyi deneysel temellere dayandırmaya ve bilimsel bilgilerle bağdaştırmaya çalışmıştır. Bu anlayışa göre varlık, en son şeydir. Onun arkasında başka şey aramamak gerekir. Hartmann’a göre tüm felsefi problemler ontolojik nitelikte problemlerdir.

Hartmann’a göre varlık felsefesinin konusu; varlığın yapısı, belirlenme ilkeleri, kategorileri, çeşitleri ve biçimleridir. Hartmann böylece, Husserl’in nesnel gerçeklere dayanmayan fenomenolojisinden farklı olarak realist bir metafiziği ortaya koymaya çalışmıştır. Bu nedenle 19. yy. idealizmini ve monizmini inkâr etmiştir. Ayrıca Ortaçağın doğaüstücülüğüne ve teizm düşüncelerine karşıdır.

2. Pragmatizm (Faydacılık):

Pragmatizm’e göre bir şey yararlı olduğu sürece değerli, önemli ve doğrudur. Kurucusu Charles S. Pierce (1839-1914), en önemli temsilcileri ise W. James ve J. Dewey’dir.

William James (1842 – 1910)

W. James’e göre; her insanın yaşamının bir amacı vardır. Bu nedenle, bir şey ancak insanın yaşamına katkı yaptığı ya da işe yaradığı sürece doğru ve gerçektir. Doğrunun değeri de bize sağladığı fayda ile ölçülür. Eğer bir şey yaşamımıza katkı sağlamıyorsa veya problemi çözmemizde işe yaramıyorsa terk edilmelidir.

James, varlık görüşünü “radikal empirizm” olarak tanımlar. O empirizmi “Özellikle olgusal meselelerde en sağlam sonuçların dahi deneyimin seyrine göre değiştirilebilecek elverişli hipotezler” diye tanımlar. Ona göre var olan her şey “saf deneyim” dir.

John Dewey (1859 – 1952)     

J. Dewey’e göre bilgi; çevreye uymayı, doğadan yararlanmayı ve mutlu olmayı sağlayan bir “alet (araç)” tir. Bilgi edinme, insanın bir sorunla karşılaşması durumunda başlar, problemi çözmesiyle de sona erer. Bir bilginin doğruluğu; o bilginin yararlılığına bağlıdır. Söz konusu bilgi; karşılaştığımız problemleri çözmemizde bize yardımcı oluyorsa doğrudur. Bu görüşe enstrümantalizm (aletçilik) denir.

Dewey doğada bir gerçeklik olduğunu ileri sürer. Ona göre gerçekten var olan her şey değişmeye tabi olur. Değişmenin kendisi hem gerçek hem de evrenseldir. Ona göre bağımsız kendiliğinden kaim tözler yoktur.

3. Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk)

Varoluşçuluk, diğer birçok akım gibi insana genel bir kavram gibi yaklaşmaz, onun öznelliğini (kendine has oluşunu), nesnelliğinin (somutluluğunun) üstünde tutar. Varoluşçuluğa göre; insan önce var olur, daha sonra kendisini tanımlayıp bilerek özünü oluşturur. Bu akımın ilk temsilcisi S. Kierkegaard, J.P. Sartre, F. W. Nietzsche’dir. Karl Jespers varoluşçuluğu daha sistematik hale getiren diğer düşünürdür.

Soren Aabye Kierkegaard (1813-1855)

    Kierkegaard’a göre felsefe tarihi soyut kurgularla gelişmiş ve bu nedenle bireyi ve bireyin gerçek yaşamını gözden kaçırmıştır. Ona göre varoluş, somut ve öznel insanın yaşamıdır. Bundan dolayı felsefe somut düşünmeye, yani varoluşa yönelmelidir.

Jean-Paul Sartre (1905-1980)

   “Varlık ve Hiçlik” adlı eserinde, varlık teorisinin tüm temel kategorilerini ele almıştır. Bu temel kategorileri, birbirine indirgenemeyen “kendinde varlık” ve “kendi için varlık” tır. Kendinde varlık; bir şey ne ise o dur ve kendisinden başka bir şey olamaz. Kendi için varlık ise; kendi varlığının bilincinde olan varlıktır.

ÇAĞDAŞ VARLIK FELSEFESİ POWERPOİNT İNDİR