Değişim Çağında Avrupa ve Osmanlı

2. ÜNİTE DEĞİŞİM ÇAĞINDA AVRUPA VE OSMANLI

YENİ ÇAĞ AVRUPA’SINDA MEYDANA GELEN GELİŞMELER

Katolik Kilisesi’nden Alternatif Dünya Tasavvuruna

  • Batı Roma İmparatorluğu, Kavimler Göçü ile yıkılınca Antik Çağ kültürü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.
  • “Kilise”, Avrupa’da Eski Dünya’nın yıkıntıları içinde Antik Çağ’ın kültür değerlerini ele alıp kurtarmıştı.
  • Antik kültüre ait düşüncelerden sadece kilisenin uygun bulduğu ve müsaade ettiği düşünceler ayakta kalabilmiş, kiliseye aykırı düşünceler ise kesin olarak terk edilmişti.
  • Kilise, serbest düşünmenin önünde bir engel oluşturarak kendi ürettiği bilgiyi halka yaymış, bunun dışındakileri reddederek engellemişti.
  • Farklı düşüncelerinde ısrar edip kilisenin felsefesine karşı çıkanlar aforoz edilerek dışlanmıştı.
  • Feodalite; siyasal ve askerî gücü elinde bulunduran, toprağın mülkiyetine veya imtiyazına sahip olan bir senyörler (derebeyler) ile bu sınıfa bağımlı köleler sınıfının oluşturduğu idari düzendir.
  • Bu düzenin kuruluşuyla Avrupa’da siyasal birlik bozulmuş, küçük yönetim birimleri ortaya çıkmıştır.
  • Avrupa’da halk; soylular, rahipler, burjuvalar ve köylüler diye sınıflara ayrılmıştır.
  • Avrupa’da Orta Çağ boyunca hüküm süren feodalite (derebeylik) XV. yüzyıldan itibaren yerini mutlak krallıklara bıraktı.
  • Feodalitenin önemini kaybetmesiyle birlikte Yeni Çağ Avrupası’nda birtakım dönüşümler yaşanmıştır. Bu dönüşümlerin yaşanmasında Coğrafi Keşifler, barutun ateşli silahlarda kullanılması, hümanizm (insancılık) ve sekülerleşme (dini anlamsızlaştırarak dünyevi işlere önem verme) gibi gelişmeler etkili olmuştur.

Fikrî ve Manevi Etkenler

Rönesans (Yeniden Doğuş)

  • XV. yüzyıldan itibaren İtalya’da ve daha sonra diğer Avrupa ülkelerinde hümanizmin etkisiyle ortaya çıkan, İlkçağ’ın klasik kültür ve sanatına dayanan bilim ve sanat akımıdır.

Rönesans’ın Nedenleri:

  • Matbaanın bulunması ve geliştirilmesi
  • Antik kültürün incelenmesi ve yeniden tanınması,
  • Coğrafi Keşifler sayesinde gelişen ticaret, zenginleşen burjuva sınıfının içinden çıkan mesenlerin bilim ve sanat adamlarını korumaları
  • İstanbul’un fethi ile İtalya’ya göç eden Bizans bilginlerinin etkisi
  • Bilim adamları ve sanatçılar halkı bilimsel düşünceye yöneltmişlerdi.

Rönesans’ın Sonuçları

  • Skolastik düşünce yıkıldı.
  • Kilise ve papalık güç yitirdi.
  • Özgür düşüncenin temeli atıldı.
  • Avrupa ülkelerinde bilim, sanat, edebiyat alanlarında yeni bir dünya görüşü ortaya çıktı.
  • Deney ve gözleme dayanan pozitif düşünce bu sayede ortaya çıktı.
  • Şüphe eden, araştıran insan tipi oluştu.
  • Edebiyat, resim, heykel ve mimaride ölmez eserler meydana getirildi.
  • Reform hareketlerinin başlamasına neden oldu.

Uyarı: Rönesans’ın İtalya’da başlamasının coğrafi konumu, ticaret merkez olması, bilim ve eğitim merkezi olması, dinsel merkez olması, Antik kültürün önce İtalyanlar tarafından öğrenilmesi, siyasi birliğin olmaması, şehir devletlerinde özgür düşüncenin egemen olması gibi etkenlere bağlı olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca Rönesans, daha çok Avrupa’da etkili oldu. Osmanlı Devleti ise Rönesans’tan fazla etkilenmedi.

Reform

  • Yeniden düzenleme anlamına gelir.
  • Reform, Yeni Çağ başlarında Avrupa’da meydana gelen dinî düzenlemeleri ifade etmektedir.
  • XVI. yüzyılda Katolik mezhebindeki bozulmalarla ilk olarak Almanya’da başlamıştır.
  • İngiltere, Fransa ve Kuzey Avrupa ülkelerine de yayılmıştır.
  • Reformu başlatan kişi Katolik Kilisesi’ni eleştiren fikirleriyle öne çıkan Alman din adamı Martin Luther’dir.

Nedenleri

  • Matbaanın geliştirilmesi, – Rönesans’ın etkisi, – Katolik Kilisesi’nin, din dışı işlerle özellikle siyasetle uğraşması, – Endüljans, aforoz, enterdi, engizisyon, günah çıkarma gibi güç unsurlarıyla halkın mallarına el konulması – Halkın giderek ekonomik gücünü kaybetmesi gibi nedenler. Reform hareketlerinin başlamasına temel oluşturmuştur.

Protestanlaşma

  • Protestanlık XVI. yüzyıl reform hareketine dayanan ve farklı kiliselerden oluşan Hristiyanlık anlayışı olarak yayılmaya başladı.
  • Protestan tabiri ilk defa, Lutherci görüşleri benimseyen bir grup Alman prensin ilân ettiği deklarasyona atıfla reform yanlılarını nitelendirmek için Roma Katolik Kilisesi tarafından kullanılmıştır.

Hümanist ve Rasyonalist Felsefeler

  • Hümanizm, insanı değer kabul eden, onu her şeyin ölçütü olarak tanımlayan, insanın doğasını, yeteneklerini, sınırlarını veya ilgilerini konu edinen bir felsefi akımdır.
  • Hümanizm, edebiyat, bilim, sanat alanlarında ortaya çıkmıştır.
  • Hümanizm, insana gerçek değerini kazandırma çabasını içinde barındırmıştır.
  • Rönesans’ın doğmasında hümanist düşüncenin etkisi büyük olmuştur.
  • Hümanizm düşüncesi heykel ve mimari alanında da kendini göstermiştir.
  • Hümanizmin önemli temsilcileri arasında: Dante, Petrarca (Petrark), Montaigne (Monteyn), Erasmus ve Cervantes (Servantes) sayılmaktadır.
  • Rasyonalizm (akılcılık); gerçeklerle ilgisi kopmuş birtakım dogmatik düşünce kalıplarının içine hapsolmadan, sorunlara akla, mantığa ve gerçeğe uygun çözümler aramak demektir.
  • Pozitivizm (olguculuk); aydınlanmanın temel düşüncesi olan bireysel aklın, doğanın kontrolünün, modernitenin, egemenlik ve hukukun temellerini oluşturmuştur.

Newtoncu Fizik ve Bilim Devrimi

  • Orta Çağ boyunca Katolik Kilisesi Dünya’nın evrenin merkezî olduğunu benimsiyordu.
  • Rönesans ve Reform sonrası gelişen ve özgürleşen Bilim Devrimi ile birlikte “Güneş merkezli bir evren sistemi”nin varlığı kabul etti.
  • Astronomi başta olmak üzere diğer bilim dallarında ilerleme devam etti.
  • Isaac Newton’ın (Ayzek Nivtın) optik, matematik ve fizik alanlarındaki çalışmaları sonunda, farklı bilim dallarının temelleri atıldı.
  • Newton, çağdaş anlamda bilimi kuran ve bilimsel düşünüşün en gelişmiş örneğini ortaya koyan bir bilim insanıydı.
  • Nevton Evrensel çekim yasasını bulmanın ötesinde bilim ve felsefe arasındaki ilişkiyi de bugünün bakış açısıyla belirlemişti.

Sekülerleşme

  • Sekülerizm, dinî olanın karşıtı anlamına gelmektedir.
  • Sekülerizmde insan aklının dinî bağlardan ayrılması ve dinin bir vicdan meselesi hâline getirilmesi istenmiştir.
  • Din, kamu hayatından giderek ayrıştırılmış, kişiye özel hâle getirilerek manevi dünyanın inşasına kaydırılmıştır.

a) Sosyo-politik Etkenler

Devletler Arası İlişkilerde Sekülerleşme

  • Ortaçağ Avrupası’nda kral ile diğer egemen bir güç olan prenslikler arasında hiyerarşik bir yapı bulunmaktaydı.
  • Papa ilahi liderken, imparator ise dünyevi bir liderdi.
  • Reform hareketleriyle birlikte kilise dışlandı, feodal devletler güç kaybetti ve ulusal krallıklar kuvvetlendi.
  • Avrupa’da egemenlik kavramı ve bağımsızlık önem kazanmaya başladı.
  • Dinin devletlerarasında farklı algılanması sonucunda Avrupa’da Otuz Yıl Savaşları (1618-1648) yaşandı.
  • Westphalia (Vestfalya) Barış Antlaşması ile Avrupa devletlerinin statüleri değişmeye, devletlerarasındaki ilişkiler sekülerleşmeye başladı.
  • Almanya’da Katoliklik, Protestanlık ve Kalvenizm geçerli mezhepler haline geldi.
  • Rönesans ve reformlarla başlayan gelişmeler, aydınlanmada doruğuna varmış ve modernite denilen sürecin oluşumunu hazırlamıştır.
  • Newton, Kopernik, Galileo, Descartes (Dekart), Jean Jack Rousseu, Immanuel Kant, Voltaire (Volter) ve Montesquieu (Monteskiyö) Aydınlanma Çağı’nın ileri gelen temsilcileridir.

b) Sosyo-ekonomik Etkenler

Merkantilizm ve Burjuva Sınıfı

  • Merkantilizm, bir ülkenin zenginliğini, sahip olduğu altın ve gümüş gibi değerlere bağlayan, bu madenlerin dış pazarda satımını arttıran iç pazarda satımını engelleyen ekonomik doktrindir .
  • Feodal sistemin çöküşüyle özerkliği elinde bulunduran şehirlerde yaşayan burjuva sınıfı, yönetimde ve ticarette söz sahibi oldu.

Kırdan Kente Göç

  • XVI. yüzyıl ortalarından itibaren arazilerin tarıma açılması, alternatif gıdaların üretilmesi, taşımacılığın gelişmesi, hastalıkların azalması ve savaşların şeklinin değişmesinden dolayı ölüm oranlarında hızlı bir düşüş yaşandı.
  • Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olan tarım, hayvancılık vb. kaynak yetersizliği köylü isyanlarına neden oldu.
  • XVIII. yüzyılda İngiltere ve Hollanda merkezli sanayi inkılabı ve sonrası gelişmeler sayesinde tarımda insan gücüne olan ihtiyaç azaldı.
  • Kırsalda yaşayan insanların büyük bir kısmı işsiz kalınca kentlere göç etmek zorunda kaldı.

c) Askerî ve Teknolojik Etkenler

Ateşli Silahlar ve Yeni Gemi Türleri

  • XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ateşli silahların etkin bir şekilde kullanılmaya başlanması Avrupa’da Askerî Devrim’in başlangıcı oldu.
  • Feodal sistemin çökmesiyle ordu yapıları değişirken kademeli olarak ağır atlı birliklerden vazgeçildi. – XVI. yüzyılın ilk yarısından itibaren piyadeler savaşların sonucunu belirlemeye başladı.
  • Ateşli silahların kapasitesi ve donanımlarındaki teknolojik gelişmeler sonucunda kuşatmalar daha hızlı bir şekilde sonuçlandı.
  • Kalelerin duvarları daha alçak ve kalın yapıldı. Kaleleri daha güçlü savunmak, çapraz ateş gücünü sağlamak için yıldız şeklinde inşa edildi.
  • XVI. ve XVII. yüzyıllarda hafif ateşli silahların etkisi kademeli olarak arttı.
  • Eski model tüfeklerin yerini önce fitilli sonra da çakmaklı tüfekler aldı.
  • Sömürgecilik çağının yaşanmasında Batı’nın askerî gücü etkili oldu.
  • 1470 ile 1570 yılları arasında deniz savaşlarında da büyük değişiklikler yaşandı.
  • Okyanus şartlarına uyarlanan carrackın (karak) yanı sıra caravel (karavel) denilen başka modelde gemiler uzak yolculuklara uygun hâle getirildi.
  • İkinci önemli değişiklik, 1570’lerden itibaren gemilerde kullanılan demir topun ucuzlaması ve kullanımının yaygınlaşmasında oldu. Üçüncü değişiklik ise deniz faaliyetlerinin finansmanında devlete düşen rolün artmasıydı.
  • XVII. yüzyıl sonunda disiplinli deniz filoları oluşturuldu.
  • XVI. yüzyılın sonunda kadırgaların yerini kalyon gemileri aldı.
XVII ve XVIII. Yüzyıllarda Avrupa’da Düşünce Alanında Değişimler
  • Aydınlanma düşüncesi ile Avrupa’daki bilimsel, sosyal, siyasi ve ekonomik gelişmelere öncülük eden bazı düşünürler orta sınıfın yükselmesini etkilemiştir.

Copernicus (1473-1543)

  • Polonyalı din adamı, matematikçi ve astronom Copernicus, Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü tezinin öncülüğünü yapmıştır.

Thomas More (1478-1535)

  • Thomas More’a (Tamıs Mor) göre İngiltere’de Sanayi Devrimi için gerekli kapitali (sermaye-para) zirai üretimden sağlanan artı değerlerden elde edilmiştir.
  • Sanayi kapitalistlerinin bir bölümünün daha önceleri büyük çiftçiler olduğunu, bunların varlık kazanabilmeleri için ise başkalarının topraksızlaştırıldığını ifade etmiştir.
  • Topraksızlaştırılan bu çiftçiler kente göç ettikten sonra işsizlik, açlık ve çeşitli suçlar baş göstermiştir. Toplumsal karışıklıkların temelinde eski feodal toprak düzeninin bozuluşu bulunmaktadır.
  • Utopia (Ütopya) adlı eserinde özel mülkiyetin bulunmadığı toplumsal bir düzen tasarlayan More, koyu bir Katolik Hristiyan olarak bu görüşünü dine dayandırmaktaydı.
  • Thomas More, Sanayi Devrimi’nden çok sonra uygulamaya koyulan kadın erkek eşitliği, çalışma saatlerinin sınırlandırılması, temel eğitimin genel, parasız ve zorunlu olması, sağlık hizmetlerinin devletçe yerine getirilmesi, yaşlıların ve düşkünlerin devletçe gözetilmesi gibi görüşlerin öncüsü sayılır.

Machiavelli (1469-1527)

  • Machiavelli’nin (Makyavelli) yaşadığı dönemde küçük devletçiklere bölünmüş İtalya, sık sık ayaklanmalara sahne olan bir ülkeydi.
  • Başlıca amacı; yabancı devletlerin etki ve işgallerinden kurtulmuş ulusal ve güçlü bir İtalyan devletinin kurulmasıydı. Amacın sağlanması için önerdiği yöntem, “Makyavelizm” akımının doğmasına neden oldu. Machiavelli görüşlerini dilimize “Hükümdar (Prens)” olarak çevrilen eserinde ortaya koydu.
  • Machiavelli’ye göre devletler arası ilişkilerde devlet, amacına ulaşmak için her yolu deneyerek sınırları içinde ve dışında güç kullanmalı ve hukuk dışı kurallara başvurmalıdır. Hukuka başvurmada devletin çıkarı gözetilmelidir. Devletler arası sorunların çözümünde yalan dolan yetmez ise tek çözüm yolu savaştır.

Jean Jacques Rousseau (1712-1778)

  • Jean Rousseau’ya (Jan Jak Russo) göre her türlü kötülüğün kaynağı, insanlığın doğal durumdan kopması ile mülkiyet fikrinin varlık kazanmasıdır.
  • Rousseau “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinde toplum düzeninin sözleşmelere dayandığını vurgulamakta ve devleti yüceltmektedir. Toplum sözleşmesi ile oluşan devlet, egemen güçtür. Egemenlik bölünemez. Bu nedenle de kuvvetler ayrılığı ilkesi kabul edilemez.
  • Rousseau, çoğunluğun iktidarından yanadır. Fransız İhtilali ile birlikte toplumda düzenin sağlanması için devlet otoritesini savunmuştur.
  • Devlet otoritesine karşı çıkan bütün hareketleri ve destekçilerini halk düşmanı olarak görmüştür.

Immanuel Kant (1724-1804)

  • Immanuel Kant (İmanuel Kant), Rousseu’nun Toplum Sözleşmesi eserinden etkilenerek yazdığı ve doğrudan siyaset konusunu işlediği “Sürekli BarıĢ Projesi” adlı eserinde toplum sözleşmesini dönüştürerek ele alır.
  • Kamusal otoritenin temelini oluşturmada aklı öne çıkarır.
  • İnsanların temel eşitliği düşüncesi ve genel iradenin çoğunluğun görüşüyle olamayacağını, bunun ancak evrensel akıl önermeleriyle yapılacağını savunmuştur.
OSMANLI SOSYO-EKONOMİK YAPISINDA DEĞİŞİKLİKLER
  • Coğrafi Keşifler ile keşfedilen Amerika Kıtası’ndaki altın ve gümüş gibi birçok değerli maden Avrupa’ya taşındı. Bu madenler mal ve hizmetlere olan talebi arttırdı ve ticaret hacmi büyüdü.
  • Bu gelişmenin sonucunda merkantilist ekonomi modeli oluştu.
  • Osmanlı ekonomisine etkisi olumsuz oldu.
  • Osmanlı ekonomisinde para değer kaybetti.
  • Bu durum enflasyonun yaşanmasına neden oldu.
  • Gelişen savaş teknolojisi, savaşlarda alınan başarısızlıklar, askeri harcamalar arttı.
  • Ticaret yollarının değişmesi nedeniyle Osmanlı şehirleri ve ekonomisi büyük zarar gördü.
  • Anadolu’da iç karışıklar ve isyanlar görüldü.
  • XVII. yüzyılın sonunda maliye iflas etti ve zorlu bir döneme girildi.
  • Kapitülasyonlar Sultan I. Mahmut Dönemi’nde sürekli hâle getirdi.
  • Avrupa devletleri imtiyazlarını korumak ve genişletmek için Osmanlı Devleti’ne karşı baskılarını arttırdı.

Askerî Devrim ve Ateşli Silahların GeliŞimi

  • Barutun ateşli silahlarda kullanılması ile ateşli silahlar hızla gelişti.
  • Bu gelişme Avrupa’da Askerî Devrim olarak adlandırıldı.
  • Askerî Devrim’in başlamasında İtalya’da 1450–1520 yılları arasında gelişen bir savunma sistemi etkili olmuştur.
  • Ateşli silahların Orta Çağ şehir ve kale duvarlarını tahrip edebilme kabiliyetinden türemiştir.
  • Askerî Devrim, hem toplumsal hem de ekonomik yapılarda uzun vadeli sonuçlar doğurdu.
  • Avrupa devletlerinin birçoğunun finansal ve askerî yapılarında da köklü değişiklikler meydana getirdi.

Osmanlı Ordusunun Finansı İçin Alınan Tedbirler

  • Yeni Çağ’da merkantilist ekonomi modelinin etkisiyle Osmanlı Devleti’nin toprak düzeninde ve savaş yapısında birtakım dönüşümler yaşandı.
  • XVII. yüzyılda uzun süren savaşlarla birlikte Osmanlı ordusunda yeni değişimler görüldü.
  • XIV. yüzyıldan itibaren Tımar sisteminin bozulmasıyla askerî alanda Osmanlı ordusu Avrupa’nın disiplinli ve donanımlı orduları karşısında etkisiz kalmaya başladı.
  • Osmanlı Devleti’nde askerî ve mali yapısı bozuldu.
  • Güvenlik açıkları belirdi.
  • Harcamalar arttı.
  • Tımarlı sipahi sisteminin bozulması ile devlet yeni askerî organizasyonlar kurmaya başladı.
  • XVII. yüzyıl Celâli İsyanları’nın bastırılıp iç güvenliğin sağlanmasında sekban ve sarıcalar etkili oldu.
XVII ve XVIII. Yüzyıllarda Osmanlı Savaş Ekonomisi
  • XVI. yüzyılın ikinci yarısından başlayan ekonomik bunalım, XVII. ve XVIII. yüzyıl Osmanlı ekonomi yapısını derinden sarstı.
  • Tımar sistemi ortaya çıkan ekonomik bunalımların aşılmasında istenilen sonucu vermedi.
  • İltizam sistemi uygulanmaya başlandı. İltizam sistemi ile devletin artan masraflarını karşılamak üzere mevcut vergi ve gelirlerin (para olmayan) hızla nakit paraya dönüştürme uygulamasıdır. – İltizamı alan şahıslara mültezim denilirdi.
  • İltizam usulü, XVI. yüzyıl ortalarına kadar merkezî hazineye ait vergi gelirlerinin yarıya yakınını karşılamaktaydı. Devlet görevlilerinin maaş sistemi içinde iltizam bir çözüm oldu.
  • Ekonomide dengenin sağlanması için başka yöntemlere de başvuruldu.
  • Müsadere (el koyma), yeni vergilerin alınması ve mevcut vergi oranlarının artırılması, para tağşişi (paranın içerisine başka ucuz madenler katma) gibi…
  • Osmanlı Devleti iltizam sisteminin haricinde XVII. yüzyıl sonunda malikâne sistemini uygulamaya başladı.
  • 1695 yılında “malikâne usulü” olarak adlandırılan bu sistem ile vergi gelirlerini sürekli kılarak bunu “değişmez bir mültezime” bırakma, tımar ve iltizam sistemini kaynaştır
OSMANLI DEVLETİNDE ÇÖZÜLMEYE KARŞI ÖNLEMLER
XVII. Yüzyıldan XVIII. Yüzyıla İç İsyanlar

Celâli İsyanları

  • Celâli İsyanları, Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde başlamıştır.
  • Bu isyanların, Celâli İsyanları olarak adlandırılması Yozgat’ta isyan eden Bozoklu Celâl’den gelmektedir.
  • XVII. yüzyıla kadar devam eden Celâli İsyanları kısa zamanda geniş bir taraftar kitlesine ulaştı. Bu dönemde çıkan isyanların geneline Celâli İsyanları adı verilir.
  • XVII. yüzyılda uzun süren Osmanlı – Avusturya ve Osmanlı-İran savaşları gelirleri azalttığı için Osmanlı Devleti’nin ekonomisi zayıflamıştır.
  • Tımar sisteminin bozulması, vergilerin yükseltilmesi, iltizam sistemiyle istenilen sonuca ulaşılamaması, eski askerlerin eşkıyalık faaliyetlerine yönelmesi gibi nedenler bu isyanların başlıca etkenleridir.
  • Celâli İsyanları içinde devleti en çok uğraştıran isyanlar Karayazıcı, Deli Hasan, Tavil Ahmet, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Kör Mahmut, Katırcıoğlu ve Gürcü Nebi isyanlarıdır.
  • İsyanların bastırılmasında şiddet ve baskı uygulanmıştır.
  • Anadolu’da birçok insan hayatını kaybetmiş,
  • Halkın can ve mal güvenliği azalmış,
  • Tarımsal ve hayvansal üretim düşmüş,
  • İşsizlik artmış, Köylerden şehirlere yapılan göçler sebebiyle kırsal nüfus azalmış,
  • Göç, şehir hayatında yeni sorunları doğurmuş,
  • Vergilerin düzenli toplanamayışı,
  • Osmanlı ekonomisini zayıflatmıştır.

Yeniçeri İsyanları (İstanbul İsyanları) ( Merkez İsyanları)

  • XVII. yüzyılda İstanbul’da çıkan isyanlar genel olarak yeniçeriler tarafından çıkarılan isyanlardı. – Yeniçeri Ocağının bozulmaya başlaması, III. Murat Dönemi’nde başladı.
  • Yeniçeriler arasında evli olanların sayısının artması,
  • Askerlik dışında ticaret ve esnaflık gibi işlere yönelmeleri,
  • Saraydaki çeşitli gruplar arasındaki iktidar mücadelesine alet olmaları,
  • Yeniçeri Ocağı kanunnamelerinin yerini yeni geleneklerin alması,
  • Devşirme sistemin terk edilmesi,
  • “Ocak devlet içindir.” anlayışının yerini “Devlet ocak içindir.” anlayışına bırakması, isyanlarda etken olmuştur.
  • Merkez de meydana gelen bu isyanlar yönetim yapısının bozulması ve yeteneksiz, deneyimsiz, devlet adamalarının yönetici olması gibi siyasi, askeri ve ekonomik sonuçlar doğurmuştur.

Suhte İsyanları

  • Medreseli İsyanları olarak da bilinir.
  • XVI. yüzyılda Anadolu ve Rumeli’de halk arasında sosyal gerginliğin bulunduğu bir dönemde cereyan etmiştir.
  • Medreseli suhteler, iş bulamamaktan ve geçim sıkıntısından birçok olaya karışmış ve isyan etmiştir. – 1550’li yıllarda başlayan Suhte İsyanları 1559’da daha da artmıştır.
  • Suhteler, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde Celâlilerle birlikte hareket etmişlerdir.
  • XVI. yüzyılda Sadrazam Kuyucu Murat Paşa’nın müdahalesi sayesinde Suhte isyanları etkisini yitirmiştir.
Osmanlı Devleti’nde Ekber ve Erşed Sistemi
  • Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren padişahlık ile yönetiliyordu.
  • Padişahlık babadan oğula geçmekteydi.
  • I. Ahmet Dönemi’nde (1603-1617) bu sisteme son verilerek Ekber ve Erşed Sistemine geçildi.
  • Veraset sisteminde yapılan bu değişiklikle hanedanın en büyük (ekber) ve en olgun (erşed) üyesi padişah olmaktaydı.
  • Ekber ve Erşed Sistemiyle şehzadelerin sancağa çıkma usulü sona ermiştir.
  • Şehzadelerin tamamen saray içinde yetiştiği kafes usulüne geçilmiştir.

Uyarı: Bu usulün olumlu ve olumsuz bazı yanları ortaya çıkmıştır. Olumlu yanı şehzadeler arasındaki taht kavgalarını önlemesidir. Olumsuz yanı ise şehzadelerin devlet yönetimi tecrübesinden uzak kalmasıdır.

Osmanlı Devletinde Layihalar

  • Layiha, Osmanlı Devleti bürokrasisinde taslak veya rapor türü belgelere verilen addır.
  • XVII. yüzyılda sorunların temeline inmek amacıyla Koçi Bey, Kâtip Çelebi, Ayni Ali Efendi ve diğer devlet adamlarına raporlar (risale-layiha) hazırlatıldı.
  • Raporların içerikleri dikkate alınarak bu gidişata son vermek ve Osmanlı Devleti’ni tekrar eski gücüne ulaştırmak amacıyla II. Osman ve IV. Murat gibi hükümdarlar ile Tarhuncu Ahmet ve Köprülüler gibi sadrazamlar döneminde ıslahat yaptı.
  • Layihalar, Osmanlı yönetimindeki aksaklıkların nedenini askeri, sosyal ve ekonomi sarsılmalara bağlanmaktaydı.
  • Layihalarda Osmanlı kadim düzenine dönme düşüncesi ön plandadır.

Lale Devri’ndeki Yeniliklerin Sosyal Hayata Etkileri

  • Lale Devri, 1718’de imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayan ve 1730’da Patrona Halil İsyanı ile sona eren dönemdir.
  • Osmanlı padişahı III. Ahmet ve Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlık dönemini kapsayan zevk, eğlence, barış, yenileşme ve sivil reformlar görülür.
  • XVIII. yüzyıl Osmanlı kaynaklarında Lale Devri adı ile bir dönem tanımlaması mevcut değildir. İstanbul’da Haliç ve Boğaziçi başta olmak üzere lale yetiştirildiğinden dolayı ilk defa Yahya Kemal Beyatlı bu devir için “Lale Devri” tabirini kullanmıştır.
  • Pasarofça’dan sonra artık Avrupa’ya karşı dış politikada gazâ yerine savunma ilkesine bağlı politikalar izlemeye başlandı.
  • Osmanlı askerlik tarihinde ilk defa savaştan çok barışı korumak amacıyla Avrupa siyasetiyle yakından ilgilendi.
  • Paris, Viyana, Varşova, Lehistan ve Rusya’ya giden bu elçiler diplomatik ve ticari görüşmelerde bulundular.
  • Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Paris sefaretini müteakip saraya sunduğu raporla Osmanlı Devleti’nde Batılılaşma hareketleri fiilen başladı.
  • Yenileşme politikasının en önemli göstergesi Çelebi Mehmet Efendi’nin oğlu Mehmet Said Efendi ve İbrahim Müteferrika’nın gayretleriyle 1727’de İstanbul’da kurulan matbaadır.
  • Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, yangınlara karşı 1720’de Tulumbacı Ocağı’nı kurmak üzere Fransız asıllı Müslüman bir mühendis olan Gerçek Davud’u (David) görevlendirdi.
  • Yalova’da kâğıt imali başladı.
  • İstanbul’da 1725’te bir çini fabrikası kuruldu.
  • Karantina usulünü uygulamak Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Sefaretnamesi’nden sonra önem kazandı.
  • İstanbul’da çiçek hastalığını tedavi edilmeye başladı.

Matbaanın Geliştirilmesi ve Osmanlıya Gelişi

  • Almanya’nın Mainz (Meynz) kentinde Johann Gutenberg (Yohen Gutınberg) hareketli harflerle baskı tekniğini 1440’lı yılların sonuna doğru buldu.
  • 1452-1455 yılları arasında hareketli harflerle iki ciltlik İncil basıldı.
  • İstanbul’da ilk Rum matbaası Hristiyan kiliseleri arasındaki mücadelenin bir aracı olarak kurulmuş ve matbaacılık faaliyetine Londra’da başlayan Rum rahibi Nicodemus Metaxas (Nikodmus Metakıs) tarafından 1627’de açılmıştı.
  • İbrahim Müteferrika ile Mehmet Said Efendi’ye, III. Ahmet’in fermanı ve şeyhülislamın fetvası ile ilk Türk matbaasını kurma izni verildi.
  • İlk Türk matbaasını İbrahim Müteferrika kurdu.
  • İlk kitap 1729 yılının başlarında basıldı. Basılan eser, kaynaklarda “Vankulu Lugatı” adıyla geçen “Sıhahul Cevheri” tercümesiydi.

Osmanlı İlim ve İrfan Geleneğinde Yenilik Arayışları

Kâtip Çelebi (1609-1657)

  • Kâtip Çelebi’nin asıl ismi Mustafa’dır ve hacca gittiği için “Hacı Halife Kalfa” olarak tanınmıştır.
  • Kâtip Çelebi, devlet meselelerine ait konularda görüşlerini belirtmekten çekinmemiştir.
  • “Düstûrü’l Amel” adlı risalesinde devlet düzenine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
  • Avrupalıların, özellikle Yunanlıların coğrafya konusundaki bilgileriyle İslam yazarlarının bilgilerini kıyaslayıp “Cihannüma’’ adlı eserini hazırlamıştır.

Evliya Çelebi (1611-1685)

  • Türk tarihinin en önemli seyyahlarında biridir.
  • Hayatı hakkında bilinenler seyahat hatıralarını topladığı on ciltlik muazzam eserine dayanır.
  • Evliya Çelebi, iyi bir eğitim almanın yanı sıra zamanının geçerli yabancı dilleri olan Arapça, Farsça, Rumca ve bir miktar da Latince öğrenmiştir.
  • Seyahatname isimli eserinde “Rum, Arap, Acem, İsveç, Leh ve Çek’te 7 iklim, 18 padişahlık yerini 51 yıl boyunca gezip dolaştığını” anlatmıştır.
  • Evliya Çelebi, Seyahatname’yi 1630-1681 tarihleri arasında yazdı.

Naima Efendi (1655-1716)

  • Naima Osmanlı Devleti’nin tarihçisi, vakanüvisidir.
  • Asıl ismi Mustafa’dır. Naima ise mahlasıdır.
  • Naima Tarihi isimli eseri, içerik itibariyle olayları kronolojik bir sıra içerisinde nakleden geleneğe sıkı sıkıya bağlıdır.
  • Eserde bin dört yüz başlık yer almaktaydı. Olaylar uzun uzadıya anlatılırken çok yönlü değerlendirmeler yaparak kişiler ve kurumlar hakkında önemli bilgiler vermiştir.
  • Naima, hayatı boyunca Osmanlı Devleti’ni ölümden kurtaracak büyük adamı ve adamları aradı durdu.
  • Naima’ya göre her türlü sosyal değişmeye ön ayak olan; iradeli, zeki, akıllı ve parlak bir dehaya sahip olan büyük adamların yetiştirilmesi için gerekli özen gösterilmelidir.

Yanyalı Esad Efendi

  • XVIII. yüzyılın önemli bir düşünürü.
  • Yunanistan’ın Yanya şehrinde doğduğu için eserlerinde “Yanyavi’’ mahlasını kullanan Esad Efendi 1731’de vefat etmiştir.
  • III. Ahmet’in Topkapı Sarayı’nda kurduğu kütüphanede vazifelendirildi.
  • Pek çok öğrenci yetiştirdi.
  • Lale Devri’nin en önemli ilim ve fikir adamlarından biridir.
  • Devrinin âlimleri kendisine “Muallim-i Salis (Üçüncü Öğretmen)” unvanını verdi.
  • Arapça, Farsçanın yanında Grekçe ve Latince de bilir.
  • Esad Efendi’ye göre insanın sahip olduğu yetenekler eğitim ve öğretimle geliştirilip disipline edilince o insan günlük hayatta, bilim ve sanatta daha başarılı olur. Bu fikri temellendirmenin ve tutarlı hâle getirmenin yolu mantık ilminden geçer.