İNSAN-DOĞA VE COĞRAFYA

1. BÖLÜM: İNSAN-DOĞA VE COĞRAFYA

İnsanın içinde yaşadığı, canlı ve cansız tüm varlıkları içerisinde barındıran yer; ortam veya çevre olarak adlandırılır. Doğal şartlar altında gelişen olayların oluşturduğu ortama doğal ortam adı verilir. Doğal ortamı, taş küre (litosfer), su küre (hidrosfer), hava küre (atmosfer) ve canlı küreyi (biyosfer) oluşturur. Doğal ortamla birlikte insanın yeryüzünde gerçekleştirdiği bütün faaliyetleri oluşturan ortam ise “beşerî ortam”dır. Birbiriyle ilişkili olarak işleyen dört temel ortamdan (atmosfer, hidrosfer, litosfer ve biyosfer) oluşan doğal ortam ve beşerî ortam birlikte coğrafi ortamı oluşturur. Coğrafyanın inceleme alanını coğrafi ortam oluştururken coğrafyanın inceleme konusunu insan ve doğal ortam arasındaki karşılıklı etkileşim oluşturur. İnsan ve doğa etkileşimi; insanın doğal ortama bağımlı olması, doğal ortama adapte olması ve doğal ortamı değiştirmesi şeklinde gerçekleşir.

Coğrafya biliminin inceleme konusunu oluşturan doğal ve beşerî ortamlar aynı zamanda coğrafyanın bilimsel olarak bölümlenmesinde de etkili olmuştur. Doğal sistemleri fiziki coğrafya, beşerî sistemleri ise beşerî coğrafya inceler. Coğrafya bilimi, araştırma konularını incelerken farklı bilim dallarından da faydalanır.

Coğrafyanın bölümlenmesi ve yararlandığı başlıca bilimler:

Coğrafyanın bölümlenmesi ve yararlandığı başlıca bilimler

Coğrafyanın tarihsel süreç içerisindeki bilimsel gelişimini dört farklı zaman periyodu içerisinde değerlendirmek mümkündür.

İlk Çağ’da coğrafya basit gözlemler ve bu gözlemlerden elde edilen bilgilerden faydalanılarak hazırlanmış basit harita çizim denemeleriyle başlamıştır. Bu dönemde coğrafya genellikle bilinen dünyanın haritasının yapımı ve bu dünyadaki yerlerin ve bölgelerin tarihiyle birlikte ayrıntılı tasvir edilmesi şeklinde gelişmiştir. Bu dönemde coğrafyanın gelişiminde Herodot (Heredot), Platon (Platon), Aristo (Aristo), Eratosthenes (Eratosten), Strabon (Strabon) ve Batlamyus (Batlamyus) gibi düşünürler önemli rol oynamıştır.

Roma İmparatorluğu’nun yıkılması ve İlk Çağ kültürünün çökmesiyle beraber Orta Çağ’ın başından XIV. Yüzyıla kadar diğer pek çok bilim gibi coğrafya da Batı dünyasında duraklama dönemine girmiştir. Bu duruma kilisenin baskısı da sebep olmuştur. Orta Çağ’da coğrafya biliminin gelişmesinde Müslüman coğrafyacıların katkıları büyük olmuştur. Mesudi, Biruni, İdrisi, İbni Batuta, İbni Haldun ve Uluğ Bey Orta Çağ’a damgasını vuran ünlü Müslüman coğrafyacılar arasındadır.

Yeni Çağ’da Avrupalılar daha önce Müslümanlar tarafından korunan ve daha da geliştirilen İlk Çağ filozoflarına ait coğrafi mirastan da faydalanarak çok sayıda eseri Latinceye çevirmişlerdir. Keşiflerle dünyanın sınırları büyük oranda genişleyerek coğrafyacıların harita hazırlama ve dünyanın çeşitli kısımlarını tasvir etmede kullanacakları büyük bir bilgi akışı başlamıştır. Yeni Çağ’da Osmanlı Devleti sınırları içerisinde Piri Reis, Kâtip Çelebi ve Evliya Çelebi’nin yapmış oldukları seyahatler ve ortaya koydukları eserler de coğrafyanın gelişimine büyük katkı sağlamıştır.

Yakın Çağ, Coğrafyanın bilimsel nitelik kazanmasında etkili olan araştırma, yöntem ve tekniklerinin ortaya çıktığı XVIII. Yüzyıl sonlarıyla XIX. yüzyıl başları, coğrafyanın gerçek anlamda bilimsel kimliğine kavuşma dönemidir. Coğrafyanın bilimsel kimlik kazanmasında özellikle Alexander Von Humboldt (Aleksandır Van Humbolt) (1769-1859), Carl Ritter (Karl Ritter) (1779-1859) ve Frederic Ratzel (Firederik Ratzel) (1844–1904) çok önemli bir yere sahiptir.

9. Sınıf Coğrafya 1. Ünite 1. Bölüm

İnsan-Doğa ve Coğrafya Konu Anlatım