Küresel Ortam: Bölgeler ve Ülkeler

JEOPOLİTİK KONUM

a) Kıtaların ve Okyanusların Önemindeki Değişimler:

Geçmişten günümüze kıta ve okyanusların konumsal öneminin değişmesinde; siyasi gelişmeler, coğrafi keşifler, doğal kaynaklar, teknolojik yenilikler ve ulaşım alanındaki gelişmeler etkili olmuştur. Bu faktörler arasında jeopolitik konum üzerinde belirleyici olan unsurun çoğunlukla ekonomik faaliyetler olduğu görülür. Bir yerdeki stratejik doğal kaynaklar ve ticaret olanakları o yerin jeopolitik önemini artırmıştır. Doğal kaynakların ve ulaşım yollarının hakimiyet altına alınmak istenmesi bir yeri siyasi olarak da değerli hâle getirmiştir. Dünya tarihindeki savaşların ve sıcak çatışmaların çoğu stratejik konumdaki yerlerle ilgilidir.

Coğrafi Keşifler: Orta Çağ boyunca ticaretin önemli bir unsuru olan İpek Yolu güzergâhının büyük bölümü karalar üzerindeyken Baharat Yolu çoğunlukla denizler üzerindeydi. Bu yollar, uzunca bir süre Arap ve Cenevizli tüccarların hâkimiyetinde kalmış, 14.yüzyılın sonlarına doğru ise büyük bölümü Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine geçmişti. Asya’daki ipekli kumaşlar, baharat ve diğer değerli ürünler Avrupa’ya ulaştırılırken birçok defa el değiştiriyor ve güzergâh üzerindeki ülkelerin vergi talep ettiği bu ürünler Avrupa’ya pahalıya mal oluyordu. Batı Avrupalı denizciler, özellikle deniz üzerinden ülkelerine ulaşan baharat ve altın gibi değerli madenlere ulaşabilecekleri yeni yollar bulmak umuduyla denize açıldılar. İspanyollar Atlas Okyanusu’nu geçerek, Portekizliler ise Afrika Kıtası’nı dolaşarak hedeflerine ulaşmayı istediler. Portekizli denizcilerin yolculuğa çok önce çıkmalarına rağmen İspanya adına sefere çıkan Kristof Kolomb’un, 1492 yılında Atlas Okyanusu’nu geçerek ulaştığı adaları Hint adaları olarak dünyaya duyurması Coğrafi Keşiflerin başlangıcı kabul edilir. Ancak Kolomb’un ulaştığı adaların Hint adaları olmadığı, yeni bir kıta keşfedildiği yıllar sonra fark edilmiştir. Kolomb’tan yıllar sonra Amerigo Vespucci (Amerika Vespuçi) adında bir denizci bu yerin yeni bir kıta olduğunu dünyaya duyurmuş ve kıta onun adıyla anılmıştır. Portekiz adına denize açılan Bartelemeo Diaz (Bartelmi Diyaz) 1487’te Afrika’nın en güneyinde bulunan Ümit Burnu’nu keşfetmiş, Vasko De Gama (Vasco da Gama) ise 1498 yılında Ümit Burnu’nu aşarak Hint Okyanusu üzerinden Hindistan’ın batı kıyılarına ulaşmayı başarmıştır. Ferdinand Magellan (Ferdinand Macellan) sürekli batıya giderek Dünya’nın etrafını dolaşabileceğini kanıtlamak için 1519 yılında İspanya’dan yola çıkmıştır. Güney Amerika kıyılarından güneye doğru hareket ederek sonradan Macellan Boğazı olarak adlandırılan geçitten Pasifik Okyanusu’na ulaşmıştır. Magellan, Pasifik’te ilerleyerek Filipin Adaları’na gelmiş, burada yerli halkla yaptığı savaşta hayatını kaybetmiştir. Magellan’ın hayatını kaybetmesi üzerine ikinci kaptan olan Sebastian del Cano (Sebastiyan del Kano) seferi tamamlayarak 1522 yılında İspanya’ya ulaşmayı başarmıştır. Böylece Dünya’nın yuvarlak olduğu kanıtlanmıştır. Coğrafi Keşifler sonucunda Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının dışında yeni kıtalar keşfedilmiş, Asya ve Avrupa arasında deniz ulaşımının sağlanacağı yeni güzergâhlar ortaya çıkmıştır. Böylelikle Asya ve Avrupa arasındaki ipek ve baharat ticareti sebebiyle ön plana çıkan Akdeniz limanlarının önemi azalırken Avrupa’nın Atlas Okyanusu’na kıyısı olan limanları önemli hâle gelmiştir. Afrika’nın batı ve güney kıyılarının keşfedilmesiyle bu güzergâhtan Hint Okyanusu’na uzanan bir ulaşım yolu oluşmuştur. Kuzey ve Güney Amerika kıyılarının keşfedilmesi Atlas Okyanusu’nun önemini artmıştır. Coğrafi Keşiflerin öncesinde ham madde denince Asya Kıtası akla gelirken keşiflerden sonra kıtanın konumsal önemi azalmış ve Asya’nın yerini Amerika Kıtası almıştır. Bu gelişmelerle ticaret yolları değişmiş, İpek ve Bahar yolları önemini kaybetmiştir.

Sömürgecilik: Coğrafi Keşifler ile yeni yerler keşfedilmiş ancak keşfedilen bölgeler üzerinde hâkimiyet kurma isteği ülkeler arasında çeşitli anlaşmazlıkların yaşanmasına neden olmuştur. Portekizliler ve İspanyollar keşiflere öncülük yapmış olsalar da keşif yapan ulus sayısı zamanla artmış ve birçok Avrupa ülkesi yeni topraklar keşfetmiştir. Avrupa devletlerinin bu keşifleri yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmeleriyle sonuçlanmıştır. 17. yy.da İspanya ve Portekiz arasındaki yarışa Hollanda, Fransa ve İngiltere’nin de katılmasıyla sömürgecilik hız kazanmıştır. Merkezi yönetime bağlı kolonilerdeki ham maddelerin Avrupa ülkelerine aktarılması bu ülkelerin ekonomik açıdan güçlenmesine büyük katkı sağlamış, Asya Kıtası Coğrafi Keşiflere kadar Batılı ülkelerin ham madde kaynağı iken sonrasında bu rota değişmiştir. Değişen bu rota ile ticaretin de yönü değişmiş ve Amerika Kıtası Avrupa’nın yeni ham madde sahası olmuştur.

Yeni Su yolları

Kanallar: İnsanlar tarafından açılan, gemilerin geçişine elverişli su yolları kanal olarak adlandırılır. Kanallar yeni deniz yolu güzergâhlarının ortaya çıkmasına neden olarak kıtaların, denizlerin ve okyanusların konumsal öneminin değişmesine yol açar. Boğazlar ve kanallar, ticari ilişkilerde önemli rol oynadığı gibi askerî açıdan da stratejik rol oynar. Mısır’da yer alan Süveyş Kanalı, Akdeniz ile Kızıldeniz’i birleştiren yapay bir su yoludur. 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla Güneydoğu Asya kıyıları, Hint Okyanusu ve Kızıldeniz üzerinden Akdeniz’e bağlanmıştır. Kanal ile Avrupa ile Güneydoğu Asya arasındaki deniz ulaşımı yaklaşık 6 bin km kısalmış, Akdeniz limanları tekrar önem kazanmıştır. Süveyş Kanalı, I. Dünya Savaşı ve sonrasında hem ekonomik hem de siyasi açıdan önemini korumuştur. 1880 yılında yapımına başlanan ve 1914 yılında tamamlanan Panama Kanalı, Orta Amerika’nın dar bir kesiminde Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanusu deniz ulaşımı açısından birbirine bağlar. Kanal açılmadan önce gemiler Güney Amerika Kıtası’nı dolaşıyor, Atlas Okyanusu’ndan Büyük Okyanus’a geçmek için Macellan Boğazı’nı kullanıyordu. Panama Kanalı’nın açılmasıyla Macellan Boğazı önemini yitirmiştir.

Orta Doğu ve Hazar Bölgesi’nin Stratejik Önemi : Petrol, 1900’lü yıllardan sonra enerji ve ham madde kaynağı olarak kullanılan stratejik bir kaynak hâline gelmiştir. Dünya petrol yatakları rezervinin yaklaşık %50’sine sahip olan Orta Doğu, günümüzün en önemli bölgelerinden biridir. Bölgede küresel güçlerin (ABD, Rusya, İngiltere, Çin gibi) mücadelesinin ve sıcak çatışmaların sonu gelmemektedir. Orta Doğu ülkelerindeki petrolün gelişmiş ülkelere ticareti ile birlikte Hürmüz ve Bab-ül Mendep boğazları ile Süveyş Kanalı’nın deniz ulaşımındaki kullanımı artmıştır. Orta Asya’daki Hazar Bölgesi de zengin petrol ve doğal gaz rezervleriyle stratejik önemi artan yerlerden biridir.

b) Ülkelerin Konumunun Küresel ve Bölgesel Etkileri

Coğrafi konum kavramı, bir ülkenin dünyanın neresinde olduğunu ifade etmek için kullanılır. Konumu ifade etmede iki yöntem vardır. Birincisi, koordinat sistemine göre ülkenin nerede yer aldığının ifade edildiği mutlak konumdur. İkincisi ise göreceli konumdur. Göreceli konum, ülkenin yeryüzü şekilleri; iklimi; doğal kaynak potansiyeli; denizler, okyanuslar ve kıtalara olan uzaklığı gibi özelliklerini ifade eder. Ülkelerin küresel ve bölgesel etkilere sahip olması konumsal özelliklerine bağlı olarak gelişme gösterir. Doğal kaynak bakımından zengin, deniz ve okyanuslara kıyısı olan, iklim özellikleri ve yer şekilleri bakımından çeşitlilik gösteren ülkeler ekonomik açıdan gelişmekte ve çevresini etkilemektedir. Çağlar boyunca iklim özellikleri ve yeryüzü şekillerinin elverişli olduğu bölgelerde büyük medeniyetler kurulmuş ve gelişmiştir.

c) Türkiye’nin Jeopolitik Konumu

Jeopolitik, bir ülkenin sahip olduğu fiziki ve beşerî unsurlar ile dünya üzerindeki konumunun dış siyasetine etkisidir. İklim, yeryüzü şekilleri, yer altı kaynakları gibi özellikler bir ülkenin sahip olduğu fiziki unsurları oluştururken nüfusu, ekonomik durumu, sosyal ve kültürel değerleri ise beşerî unsurlarını oluşturur. Jeopolitik konumu belirleyen beşerî özellikler değişebilir özellikte iken konum ve fiziki coğrafya özellikleri kısa sürede değişiklik göstermez. Türkiye’nin orta kuşakta yer alması, dört mevsimin de yaşanmasını sağlarken yeryüzü şekillerinin kısa mesafelerde değişmesi iklim çeşitliliğini oluşturmuştur. Çeşitli iklim tiplerinin görülmesi ile verimli ovalarda birbirinden farklı özellikte ürünler yetiştirilebilmektedir. Komşu ülkelere göre zengin su kaynaklarına sahip olan ülkemizin bu potansiyeli jeopolitik önemini artırmıştır. Türkiye, üç büyük kıtanın kesişim noktasında yer alır. Karadeniz ve Akdeniz arasında ticaretin yapıldığı İstanbul ve Çanakkale gibi stratejik öneme sahip boğazların ülkemizde bulunması ve üç tarafının denizlerle çevrili olması Türkiye’yi önemli bir ulaşım merkezi hâline getirmektedir. Hazar bölgesi ve Orta Doğu’da çıkarılan petrolün dünya pazarına taşınmasında en kısa ve kârlı yol ülkemiz topraklarından geçmektedir. Ülkemizin genç ve dinamik nüfusu, askerî alandaki gücü ve gelişen ekonomisi jeopolitik konum özelliklerini oluşturan diğer unsurlardır.

Geçmişten Günümüze Türkiye’nin Jeopolitik Konumu: Asya ile Avrupa kıtalarının birbirine en çok yaklaştığı yerde bulunan Anadolu, kendisini çevreleyen deniz ve boğazlar ile elverişli iklimi sayesinde Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi pek çok köklü devletin kuruluş sahası olmuştur. Anadolu toprakları Doğu ile Batı arasındaki ticaretin en önemli güzergâhlarından biriydi. Osmanlı Devleti’nin yeni çağlara kadar en büyük ekonomik kaynağı olan bu ticaret yolları, aynı zamanda Anadolu’nun jeopolitik açıdan öneminin daha da artmasını sağlamıştır. Osmanlı Devleti, ticaret yollarını hakimiyeti altına alarak üç kıtada toprağı bulunan bir süper güç hâline gelmiştir. Anadolu ayrıca halifeliğin 1517’de Osmanlı’ya geçmesiyle İslam dünyası açısından önemli bir merkez olmuştur. Coğrafi Keşiflerle Batılı devletlerin Doğu’daki ticaret merkezlerine deniz yoluyla ulaşabilecekleri yeni bir güzergâh bulmaları Osmanlı’nın elinde tuttuğu transit ticareti olumsuz yönde etkilemiş ve bu yollar zaman içerisinde jeopolitik önemini yitirmeye başlamıştır. Dönemin küresel güçlerinden olan Rusya’nın sıcak denizlere inme politikası ve İngiltere’nin sömürgelerine giden yollara hakim olma isteği bu iki güç arasında çıkar çatışmasına neden olmuştur. Bu durum bu döneme kadar ticari önemi ağır basan İstanbul ve Çanakkale boğazlarının jeopolitik açıdan da önem kazanmasını sağlamıştır. Türkiye’nin jeopolitik öneminin farkında olan Batılı devletler, I. Dünya Savaşı’nda Anadolu’yu ele geçirmek istemiş, fakat vatansever Türk halkının verdiği mücadele ile Çanakkale’de bozguna uğratılmıştır. Coğrafi Keşiflerle başlayan ekonomik ve siyasi çöküşle 20. yüzyılın başlarında yıkılan Osmanlı Devleti’nin yerine Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. II. Dünya Savaşı’yla beraber dünyada ekonomik, sosyal ve politik dengeleri değiştiren pek çok olay meydana gelmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından soğuk savaşın sona ermesi, küreselleşmenin artması ve yeni politik oluşumlar özellikle Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkasların arasında bir köprü görevi gören Türkiye’nin jeopolitik öneminin artmasını sağlamıştır. Enerji üretiminde önemli yere sahip olan petrol ve doğal gazın büyük bir kısmı, Türkiye’nin komşusu olan Hazar Bölgesi’nde ve Orta Doğu ülkelerinde üretilmektedir. Bu enerji kaynaklarını yoğun bir şekilde tüketen Avrupa ülkeleri de Türkiye’nin diğer komşularını oluşturur. Türkiye’nin konumu enerji kaynaklarının nakledilmesinde Türkiye’yi önemli bir ulaşım kavşağı hâline getirmektedir. Türkiye, sahip olduğu boğazlar vasıtasıyla Karadeniz’den Akdeniz’e doğru yapılan ticarette kilit bir noktada bulunmaktadır. Önemli doğal gaz üreticilerinden olan Rusya da bu kaynakların büyük bir bölümünü Türkiye üzerinden dış pazara göndermektedir. Askerî açıdan güçlü olan Türkiye bölgesel barışı ve güvenliği sağlamak amacıyla BM ve NATO gibi örgütlere de üyedir. Ülkemizin genç ve dinamik nüfusu, gelişen ekonomisi ile sahip olduğu doğal ve beşerî özellikleri jeopolitik konumunda belirleyici rol oynar.

d) Türkiye’nin Jeopolitik Konumunun Bölgesel Etkileri:

Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitik konumun önemini artıran başlıca unsurlar şunlardır:

• Karadeniz Havzası, Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya’nın oluşturduğu coğrafyanın merkezinde yer alır.

• Üç tarafı denizlerle çevrilidir. Tarihin ilk çağlarından bu yana ulaşım açısından yakın coğrafyanın can damarı olan İstanbul ve Çanakkale boğazlarına sahiptir.

• Dünyanın önemli petrol ve doğal gaz rezervlerinin olduğu Orta Doğu ve Hazar Havzası ile komşu olup bu enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılmasında kavşak noktada bulunur.

• BM, NATO, Avrupa Konseyi, Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı, Karadeniz Ekonomik İş Birliği Örgütü, G-20, İslam İş Birliği Teşkilatı gibi kuruluşlara üyeliği jeopolitik önemini daha da artırmaktadır.

• Türkiye’nin yakın coğrafyasına göre önemli miktarda genç nüfusa sahip olması jeopolitik konumu açısından önemlidir.

Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitik konumu daha avantajlı hâle getirmiş ve getirecek çalışmalar şunlardır:

• Karadeniz ile Akdeniz arasındaki bağlantıyı sağlayan İstanbul Boğazı’na alternatif olup uluslararası ticari hacmi artıracak ve deniz trafiğini rahatlatacak olan “Kanal İstanbul Projesi”

• İstanbul’da inşası süren ve bitmesiyle İstanbul’un stratejik önemini artıracak olup Çin, Afrika ve Avrupa arasında hava trafiğinin önemli bir kısmını sağlaması beklenen “3. Hava Limanı Projesi”

• Dünyanın en büyük asma köprülerinden biri olacak ve Avrupa’dan ülkemize gelen ve Ege’ye, Batı Akdeniz’e hatta Batı İç Anadolu’ya inen bütün yük hareketinin Çanakkale üzerinden yapılmasıyla ekonomik anlamda önemli gelişmeler sağlayacak olan “1915 Çanakkale Köprüsü Projesi”

• Bölgesel ve küresel ölçekte öneme sahip İstanbul ve İzmir şehirlerinin arasındaki yolu 3,5 saate indirecek olan “Osman Gazi Köprüsü” ve “Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu Projesi”.

• Tarihî İpek Yolu’nu demir yoluyla hayata geçirecek; Çin’den Avrupa’ya kadar uzanan, önemli bir bölümünün de Türkiye’den geçtiği demir yolu bağlantısını kuran “Demir İpek Yolu Projesi”

•Daha önceden var olan “Bakü-Tiflis-Ceyhan Ana İhraç Ham Petrol Boru Hattı (BTC)” nın yanı sıra Azerbaycan’ın Hazar Gölü’ndeki Şah Deniz 2 Gaz Sahası ve Hazar Gölü’nün güneyindeki diğer sahalarda üretilen doğal gazın öncelikle Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya taşınmasını sağlayacak olan “Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi (TANAP)

e) Türk Kültürü Havzası

Türk kültürü; Orta Asya’dan kaynağını alıp Sibirya’ya, oradan Afrika’ya ve Balkanlar’a uğrayıp bu coğrafya arasında kalan sahaya birikimini aktarmış bir kültür denizinden oluşur. Şekillenmesinde coğrafi faktörlerin etkili olduğu Türk kültürü, göç yolları ile farklı coğrafyalara taşınmış ve benliğini muhafaza etmiştir. Her ne kadar farklı bölgelere göç edilmiş ve aradan yüzyıllar geçmiş olsa da bu alanlarda aynı kültürün izlerini görmek mümkündür. Orta Asya’da kopuz çalınırken Anadolu’da bağlama çalınması, Orta Asya’da ve Anadolu’da halı ve kilim dokumacılığının yaygın olması, ibadethanelerin benzer mimaride inşa edilmesi, benzer yemeklerin yapılması, birbirine yakın örf ve âdetlerin hâlâ devam etmesi tarihî ve kültürel bağların geniş bir coğrafyaya yansıması olarak kabul edilir. Türk kültürünün izlerini ve coğrafi derinliğini batıda 20° doğu boylamında; Macaristan’daki Gül Baba Tekkesi’nden doğuda 100° doğu boylamındaki tarım havzasına; güneyde SomaliEtiyopya-Sudan’dan kuzeyde Sibirya’ya kadar olan sahada görmek mümkündür. Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle birlikte Türk kültürü havzası genişlemiştir. Günümüzde Türk kültürü havzasının yayıldığı sahada bağımsız devletlerin yanı sıra özerk ve topluluklar hâlinde yaşayan, aynı dil, din, tarih ve kültüre sahip akrabalarımız bulunmaktadır. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanı sıra Türklerin ana yurdu olan Orta Asya’da günümüzde Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan gibi devletler ve Doğu Türkistan gibi özerk yapılanmalara sahip topluluklar yaşamaktadır. Bu devletler ile günümüzde de millî birlik ve kültürümüzü muhafaza edecek çalışmalar yapılmaktadır. Orta Asya ile Anadolu arasında yer alan Kafkasya’da hem Türk hem de Müslüman olan akraba milletler varlıklarını sürdürmektedir. Burada başta Azerbaycan olmak üzere Dağıstan ve Çeçen halkları gibi Türk kültürüne ait topluluklar yaşamaktadır. Türkiye sınırları içerisinde yer alan Doğu Trakya, Balkan coğrafyası içinde yer alır. Dolayısıyla coğrafi açıdan Türkiye de Balkan ülkeleri arasında sayılabilir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti yaklaşık 550 yıl Balkanlarda hüküm sürmüş olan Osmanlı Devleti’nin mirasını taşımaktadır. Balkanlar, bu süreç içerisinde meydana gelen etkileşimin derin izlerini taşır. Balkan ülkelerine gittiğimizde Anadolu’dan ayırt edilemeyecek kadar benzerlikler olduğunu görürüz. Yüzyıllardır devam eden bu birlikteliğin gelecek nesillere taşınabilmesi için ortak kültürel çalışmalar yapılmakta, bu bölgelerde kültürel değerlerimizi yansıtan tarihi eserlerin restorasyon çalışmalarını Türkiye üstlenmektedir. Sırbistan ve Bosna-Hersek arasında yaşanan savaşta (1992- 1995) tahrip olan Mostar Köprüsü’nün tamiratı Türkiye tarafından yapılmıştır.