Ülkeler Arası Etkileşim

3. Ünite 2. Bölüm: Ülkeler Arası Etkileşim

A) Teknolojik Gelişmelerin Kültürel ve Ekonomik Etkileri:

İnsanın çevresini değiştirmek, doğayı daha etkili kullanmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için yararlandığı çeşitli teknikler teknoloji olarak adlandırılır. Başka bir deyimle teknoloji beşerî faaliyetlerde başvurulan tekniklerin bütünüdür. Teknolojik gelişmelerdeki en önemli değişimlerden biri ulaşım sektöründe yaşanmıştır. Bisiklet, otomobil, tren, gemi ve uçak gibi ulaşım araçlarının icadı insanların kısa sürelerde daha uzak noktalara ulaşmasını sağlayan ve o dönem için devrim niteliğindeki teknolojik gelişmeler olmuştur. Bu teknolojik gelişmeler ile ekonomik ve kültürel faaliyetler bölgesel etki alanını genişleterek küresel bir sektör hâline gelmiştir. İnsanlardaki farklı kültürleri tanıma isteği ve merak duygusu ulaşım teknolojilerinin gelişmesiyle turizmi geliştirmiş, bu sayede dünyanın uzak noktalarındaki insanlar bir araya gelerek kültürel etkileşimde bulunmuştur.

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişmesiyle bütün dünyayı saran bir iletişim ağı kurulmuştur. Bu küresel iletişim ağı; bilimsel araştırmalar, kültürel değişimler, üretkenlik, ticaret ve eğitimin ana bilgi kaynağı olmuştur. Bu ağ, dünyada yaşayan tüm insanlar arasında yazılı, sözlü ve görüntülü iletişim kurmak için küresel bir merkez oluşturmaktadır. Genel Ağ’ın hayatımıza girmesiyle bankalardan eğitim kurumlarına, sağlık hizmetlerinden turizm faaliyetlerine kadar birçok sektörde zamandan, iş yükünden ve kullanılan materyallerden tasarruf edilmektedir. Genel Ağ sayesinde ülkelerini ve kültürlerini tanıtıp o ülkelere karşı merak duygusunun artmasını ve turizm faaliyetlerinin gelişmesini sağlamakta, uçak biletinden seyahat edecekleri ülkeler ve konaklayacakları mekanlara kadar pek çok ayrıntıyla ilgili ön bilgi edinmektedir. Ayrıca insanların mekân değiştirmeksizin dünyanın farklı noktalarıyla temas hâlinde olması ve sosyalleşmesi teknolojik gelişmelerin herkesi kapsayan ve hayatı kolaylaştıran yönünü ortaya koymaktadır. E-ticaret sayesinde üretilen herhangi bir ürünün dünyanın her yerine ulaşması sağlanır. Satın alma, kargolama ve satış sonrası teknik destek gibi konularda müşteri memnuniyetiyle e-ticaret hacmi her geçen yıl artmaktadır. Ayrıca küçük ölçekli üreticiler e-ticaret sayesinde ham maddesini ülke dışından uygun fiyata temin edip mamül maddeye dönüştürerek uzak coğrafyalara satıp işletmesini büyütebilir. Tüm bu bilgiler ışığında teknolojideki hızlı büyüme bir taraftan ülkeler arasındaki ekonomik engelleri kaldırıp dünyayı küresel bir köy hâline getirirken diğer taraftan da kültürel etkileşimi kaçınılmaz kılar.

Ekonomik ve sosyal hareketlerin belirlediği yaş aralıklarına kuşak denir. 1965 doğumlular ve sonrasını kapsayan yaş aralıkları x, y ve z kuşakları olarak sınıflandırılmıştır.
* X kuşağı; yaklaşık olarak 1965-1980 yılları arası doğanlar
* Y kuşağı; yaklaşık olarak 1981-2000 yılları arası doğanlar
* Z kuşağı; yaklaşık olarak 2001 ve sonrası doğanlar
Bu kuşaklarının her birinin doğduğu dönemin şartları teknolojiye uyumunu belirlemiştir.

18. yüzyılda buharlı makine teknolojisi zamanla üretimin artmasını sağlayarak dünyadaki ticari ve ekonomik dengeleri önemli ölçüde değiştirmiştir. Teknolojiyi üretimin her aşamasına entegre edebilen ülkeler sanayileşerek küresel ölçekte söz sahibi olmuş; teknolojiye uyum sağlayamayan ülkeler ise ekonomik anlamda geri kalarak sanayi üreten ülkelerin ham madde kaynağı olmuş, aynı zamanda bu kaynakların işlenip satıldığı pazarı hâline gelmiştir.

Yüzyıllardır var olan enerji ve ham madde kaynaklarının ekonomik değere sahip olabilmesi için bu kaynakların tespit edilmesi, çıkarılması ve işlenmesi için teknoloji gerekir. Bu teknolojiye sahip ülkeler ekonomilerine değer katar. Afrika’da bulunan Botswana (Bastvana), zengin elmas madenlerine sahip bir ülke iken elması çıkarıp işleyecek teknolojik yeterliliği olmadığından doğal kaynaklarının ekonomik karşılığını yeterince alamamaktadır.

B) Gelişmişlik Seviyesinin Belirlenmesinde Etkili Olan Faktörler:

Ülkelerin gelişmişlik seviyelerinin belirlenmesinde pek çok dinamik rol oynar. Sermaye, ham madde, teknoloji, pazar ve nitelikli iş gücüne sahip ülkeler dünya çapında önde gelen gelişmiş ülkelerdir. Bu niteliklerin tamamını veya bir kısmını karşılayamayan ülkeler ise gelişmekte olan ülkelerdir.

Gelişmişlik seviyelerinin belirlenmesinde etkili olan faktörler: Okuryazarlık oranı, Yeterli beslenme, Bebek ölüm oranı, Ortalama yaşam süresi, Sağlık hizmetlerinin yeterliliği, Temel hak ve özgürlüklere sahip olmak, Ülkelerde üretilen mal ve hizmetlerin değeri, İhracata konu olan ürünlerin ekonomik değeri, Enerji kullanım oranı, Teknoloji kullanımı, Şehirleşme oranı ,Eğitim seviyesi .

İnovasyon; üretimden pazarlamaya, yönetim ve organizasyondan dış ilişkilere kadar her alanda mevcut olan işleyişin üzerine yeni yaklaşımlar kazandırmaktır. İnovasyonun olması için temel şart, değişim ve yeniliğin belirgin olmasıdır. Bölgeler ve ülkeler, küresel ölçekte varlıklarını devam ettirip aynı zamanda fark yaratabilmek için var olan üretim, yönetim, eğitim ve sağlık gibi birçok konularda var olan işleyişe yenilikler katmak zorundadır. İnovasyon, ulusal ve bölgesel ekonomiler için sürdürülebilir büyüme; toplumlar için sosyal kalkınma ve refah düzeyi artışı; ulusal ekonomiler için rekabet gücü sağladığı için günümüzde gelişmiş ülkelerin önemli dinamiklerinden biridir.

Girişimcilik; Çevredeki fırsatlardan yararlanmak ve yeni fırsatlar oluşturmak için mal ve hizmet üretmektir. Girişimci ise toplumun talep ettiği mal ya da hizmeti keşfedip üretebilen ve karşılaşabileceği riskleri göze alan, farklı düşünüp sorunlara çözüm üretebilen kişidir. Girişimcilik, toplumun gelişmesinde en önemli dinamiklerdendir. Yeni sanayi kollarının oluşmasında, refah düzeyinin artmasında, toplumdaki ekonomik farklılıkların en aza indirgenmesinde girişimciliğin önemi büyüktür.

Küresel İnovasyon (Yenilik) Endeksi Raporu 2017
ÜLKE/EKONOMİSIRA
İsviçre1
İsveç2
Hollanda3
ABD4
İngiltere5
Danimarka6
Singapur7
Finlandiya8
Almanya9
İrlanda10
Estonya25
BAE35
Litvanya40
Türkiye43
Yunanistan44
Rusya45
Ukrayna50
Gürcistan68
Brezilya69
Peru70

C) Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerin Ekonomik Özellikleri:

Sanayi Devrimi, dünyadaki ekonomik dengeleri değiştiren önemli bir olgudur. Bu devrimle birlikte üretimin artışına bağlı olarak sanayileşen bazı ülkelerde ekonomik gelişme hız kazanırken sanayileşemeyen ülkeler daha da fakirleşmiştir. Bu durum, dünya ülkeleri arasında ekonomik denge açısından bir uçurum oluşturmuştur. Gelişmişlik seviyesinin belirlenmesinde genellikle ülkelerin ekonomik özellikleri değerlendirilir. Birleşmiş Milletlerin yaptığı sınıflamaya göre gelişmişlik seviyesi için temel ölçüt kişi başına düşen millî gelirdir. Buna göre kişi başına düşen millî gelirin 1.000 ile 10.000 dolar arasında olduğu ülkeler gelişmekte olan ülkeler; 10.000 doların üzerinde olduğu ülkeler ise gelişmiş ülkeler olarak belirlenmiştir. Gelişmiş ülkeler kalkınma hamlelerini büyük ölçüde tamamlamış oldukları için ekonomik büyüme oranları düşüktür. Günümüzde dünyanın azımsanmayacak bir kısmını ise gelişmekte olan ülkeler oluşturur. Latin Amerika, Afrika, Asya (Japonya hariç) ve Orta Doğu ülkeleri bu ülkeler arasında yer alır. Gelişmekte olan ülkeler dünya ortalamasının üzerinde büyüme oranlarına sahiptir. Ancak gelişmekte olan ülkelerin ekonomik hacimleri nispeten küçük olduğu için mevcut büyüme oranlarıyla gelişmiş ülkeleri yakalayamamaktadır. Ülkelerin ekonomik özelliklerinin farklı olması üzerinde hem doğal ortam şartları hem de beşeri faktörler etkili olmaktadır.

Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerin Karşılaştırılması

Dünyadaki gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomik ve sosyokültürel yönden birtakım farklılıkları vardır.

Gelişmiş Ülkelerin Özellikleri

  • Gelir dağılımı daha dengelidir.
  • Kişi başına düşen millî gelir yüksektir.
  • Nüfusun büyük bir bölümü sanayi ve hizmet sektöründe istihdam edilir. Tarım sektöründe çalışanların oranı azdır.
  • Nüfus artış hızı düşüktür.
  • Sağlık ve eğitim hizmetleri gelişmiştir.
  • Altyapı gelişmiştir.
  • Tarımda modern yöntemler kullanılır.
  • Araştırma geliştirme faaliyetlerine ayrılan kaynak yüksektir.
  • Doğum ve ölüm oranları düşüktür.
  • Kentsel nüfus fazladır.
  • Nitelikli iş gücü fazladır.
  • Okuryazarlık oranı yüksektir.
  • Teknolojik imkânlar fazladır.
  • Toplumun geneli çekirdek ailelerden oluşur.

Gelişmekte Olan Ülkelerin Özellikleri

  • Gelir dağılımı dengesizdir.
  • Kişi başına düşen millî gelir düşüktür.
  • Nüfusun büyük bir bölümü tarım sektöründe istihdam edilir.
  • Nüfus artış hızı yüksektir.
  • Sağlık ve eğitim hizmetleri yetersizdir.
  • Altyapı yetersizdir.
  • Tarımda ilkel yöntemler kullanılır.
  • Araştırma geliştirme faaliyetlerine ayrılan kaynak düşüktür.
  • Doğum ve ölüm oranları yüksektir.
  • Kırsal nüfus fazladır.
  • Nitelikli iş gücü azdır.
  • Okuryazarlık oranı düşüktür.
  • Teknolojik imkânlar azdır.
  • Toplumun geneli geniş ailelerden oluşur.

Ülkelerin Gelişmişlik Ölçütleri

Gayrisafi Millî Hasıla: Bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin toplam değeri gayrisafi millî hasıladır (GSMH). GSMH, ülkelerin refah seviyesinin belirlenmesinde önemli bir ölçüttür. Bir ülkede üretim ve hizmetin artması aynı zamanda refahın da artması demektir. Ülkelerin refah seviyesinin artması için millî gelirin ülke içinde eşit bir dağılış göstermesi gerekir. Toplumun bir kesiminin geliri artarken diğer kesimin gelirinde sabitlik veya azalış söz konusu ise o ülkede refahtan söz edilemez. GSMH, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri ayırt etmek için yeterli bir ölçme aracı değildir. Bir ülkenin okuryazarlık, özgürlük, güvenlik, beslenme gibi alanlarındaki durumu da gelişmişliğin belirlenmesinde etkilidir.

İnsani Gelişme Endeksi: Gelişmişliğin yalnızca ekonomik göstergelere göre ölçüldüğü yaklaşımlara alternatif olarak Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 1990 yılından bu yana her yıl İnsani Gelişme Endeksi Raporu yayımlamaktadır. İnsani Gelişme Endeksi’nde gelir düzeyinin yanında sağlık ve bilgi de temel kıstas olarak görülür. Bu üç kıstasın bir ülkede yeterli derecede bulunması gelişmişlik için bir anahtardır. Buna göre ekonomi, ülkelerin refah seviyesine ulaşmaları için amaç değil araçtır.

D) Ülkelerin Bölgesel ve Küresel Ölçekte Doğal Kaynak Potansiyeli:

Sanayi Devrimi’yle üretimin, refah seviyesinin ve nüfusun artması sonucu doğal kaynaklara olan talep hızla artmıştır. Bu kaynaklar; ekonomik refahın yükselmesinde, büyümenin sürdürülebilmesinde ve fakirliğin azalmasında kilit bir rol üstlenmektedir. Doğal kaynaklara olan talebin karşılanması için sanayi ülkeleri petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlara yönelmiştir. Ancak araştırmalara göre petrolün yaklaşık 50, doğal gazın 60 yıl ömrü kaldığı tahmin edilmektedir. Fosil kaynaklar, günümüzde ülkelerin ekonomileri için çok önemli bir role sahiptir. Ancak fosil kaynakların gelecekte tükenecek olması, bu kaynakların sanayileşmiş ülkelerin ekonomilerinin gelişmesindeki temel lokomotif olma rolünü azaltacaktır. Fosil kaynakların dünya üzerinde dengeli bir yayılış göstermemesi ve tükenme noktasına gelmesi sanayileşmiş ülkelerin bu kaynaklara sahip gelişmekte olan ülkelere karşı siyasi ve ekonomik baskı kurmasına sebep olmaktadır. Günümüzde dünya üzerinde doğal kaynaklara sahip fakat gelişmekte olan Çad, Nijer, Sierra Leone, Kazakistan, Özbekistan gibi pek çok ülkenin siyasi haritadaki sınırları sanayileşmiş ülkeler tarafından çizilmiştir. Bu durum, kendi doğal kaynak potansiyelini kullanamayan gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeler tarafından sömürüldüğünün göstergesidir. Afrika’daki petrol, altın, elmas, kahve ve
çay gibi tarım plantasyonlarının paylaşılamaması nedeniyle kıtadaki pek çok ülkede iç savaş ve çatışmalar yaşanırken Orta Doğu’daki petrol zengini Irak gibi ülkeler uluslararası savaşlara sahne olmaktadır. Amerika Kıtası’nda yer alan Guyana, Ekvador, Peru, Surinam, Venezuela, Guatemala ve Dominink Cumhuriyeti gibi ülkeler petrol ve tarım plantasyonları gibi doğal kaynaklara sahiptir. Bu ülkeler ekonomik güçlüklerle boğuştuğu ve sahip olduğu doğal kaynakları işleyecek gücü olmadığı için bu kaynakları sanayileşmiş ülkelere satmak zorundadır. ABD, Kanada ve Rusya gibi ülkeler doğal kaynak potansiyelinin yüksek olduğu, var olan kaynaklarını işleyecek ekonomik ve teknolojik güce sahip ülkelerdir. Bu tür ülkeler, ham maddelerini işleyip dünya pazarlarına satarak ekonomilerine değer katar. Japonya ve Güney Kore gibi doğal kaynaklardan yoksun fakat sanayileşmiş ülkeler ihtiyaçları olan kaynakları diğer ülkelerden temin ederek yüksek teknoloji ile birlikte işleyerek ekonomik kazanç sağlar.

E) Enerji Güzergâhları ve Etkileri:

Sanayileşen dünyada enerji kaynaklarına sahip olmak şüphesiz ekonomik güce de sahip olmak demektir. I. Dünya Savaşı’ndan bu yana dünya üzerindeki pek çok kriz, sanayileşen ülkelerin enerji kaynaklarına sahip olmak istemesi ve enerji kaynaklarının taşındığı nakil hatlarının güvenliğinin tehdidiyle ilgili olarak ortaya çıkmıştır. Fosil yakıtların (petrol, kömür, doğal gaz) ticari değer kazanmasıyla bu yakıtları işleyebilen ülkelerin sahip olduğu avantajları bir dış politika aracı olarak kullanmaları bazı durumlarda dışa bağımlı ülkelerin egemenliklerini tehdit edecek noktaya getirebilir. Enerji kaynaklarına sahip ülkeler ve bu kaynakları işleyen ülkeler küresel ölçekte jeostratejik açıdan önem kazanmaktadır. Petrol ve doğal gazın bölgesel önem arz eden diğer bir konusu da bu kaynakların üretim alanlarından pazara taşınmasıdır. Dünyada petrol ve doğal gaz çoğunlukla tankerler ve boru hatları yoluyla taşınmaktadır. Bu iki taşıma sisteminin tercih edilmesinde üretici ve tüketici ülkelerin coğrafi konumları, birbirlerine uzaklıkları ve ekonomik durumları etkili olsa da dünya üzerinde daha çok tankerler ve deniz yolu ile taşıma tercih edilir. Bu durumun oluşmasında üretim sahalarının ve rafinerinin bulunduğu bölgelerin büyük oranda denize kıyısının bulunması ve bu taşıma şeklinin daha ekonomik olmasının etkisi büyüktür. Bununla birlikte petrolün deniz yoluyla taşınmasında zaman zaman kazalar meydana gelmekte ve bu durum önemli çevre sorunlarına yol açmaktadır. Doğal gazın ise sıvılaştırılarak taşındığı sistemler vardır. Ancak bu sistemlerde doğal gazın hem çıkarıldığı anda sıvılaştırılması hem de taşındığı alanda tekrar gaz hâline dönüştürülmesi gerekir. Bu durum maliyeti artırdığından doğal gazın boru hatları ile taşınması daha çok tercih edilir.

Petrol ve Doğal Gazın Deniz Yoluyla Taşınması: Dünya petrollerinin taşınması için kullanılan güzergâhlar stratejik ve ekonomik bir öneme sahiptir. Bu güzergâhlar, taşımanın en yoğun olduğu yerden yoğunluğun daha az yere doğru; Hürmüz Boğazı, Malaka Boğazı, Suveyş Kanalı, Bab-ül Mendeb Boğazı, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Panama Kanalı’dır.

Petrolün Boru Hatları Yoluyla Taşınması: Dünya petrollerinin boru hatları ile taşınması hem ekonomik hem de politik boyutu olan bir sistemdir. Boru hatları, petrolün çıkarıldığı ülkeden tüketildiği ülkelere doğru olan güzergâhtaki diğer ülkeleri de ilgilendirdiği için iki ya da daha çok ülkenin sınırlarından geçtiği durumlarda ülkeler arası gerginlikler yaşanabilmektedir. Bu sistem, bazı ülkeler arasında rekabet konusu olup bazen de eskiden var olan siyasi çekişmelerin boyutunu da yükseltebilir. Bu nedenlerden dolayı enerjinin tüketim alanlarına sorunsuz bir şekilde ulaşabilmesi ekonomik ve küresel ölçekte önem arz eder. Başlıca petrol boru hatları şöyledir:
• Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattı
• Druzba Boru Hattı Sistemi
• CPC Boru Hattı
• Hazar Havzası Alternatif Boru Hatları

Doğal Gazın Boru Hatları Yoluyla Taşınması: Isınmanın yanı sıra elektrik üretiminde de kullanılan doğal gaz, ülkelerin ekonomik büyümelerinde önemli bir etkiye sahiptir. Doğal gaz kaynağına sahip olmayan sanayileşmiş Avrupa ülkeleri bu kaynak için Rusya’ya bağımlıdır. Dünyadaki başlıca doğal gaz boru hatları şöyledir:
• Yamal-Avrupa 1
• Ukrayna Boru Hatları
• Brotherhood
• Soyuz
• Mavi Akım (Blue Stream)
• Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) Doğal Gaz Boru Hattı
• Yeşil Akım (Green Stream)
• Langeled

Enerji Koridoru Türkiye: Dünya üzerinde petrol ve doğal gazın çok büyük bir bölümü Hazar Bölgesi, Orta Doğu ve Rusya’da yer alır. Türkiye ise enerji kaynakları yönünden çok zengin olan bu coğrafyalara yakın olması ile jeostratejik bir önem kazanmaktadır. Petrol ve doğal gaz kaynaklarının bulunduğu Asya ve Orta Doğu ile bu kaynaklar için çok büyük bir pazar olan Avrupa Kıtası arasında köprü görevi gören Türkiye, doğu ile batı arasında bir enerji koridoru olma yolundadır. Türkiye, küresel ölçekte enerji akışının sağlanabilmesi için birçok nakil hattı projesi ile kendi enerji güvenliğini sağlamaya yönelik önemli adımlar atmaktadır.

F) Çatışma Bölgeleri:

İnsanlık tarihi boyunca ülkeler ve topluluklar arasında yaşanan çatışmalar günümüzde de devam etmektedir. Bu çatışmaların belli başlı nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

Sanayi Devrimi’nden sonra ortaya çıkan sömürgecilik faaliyetleri, Avrupa ve ABD’de zenginlik ve ekonomik gelişmeye neden olurken sömürülen ülkelerde yoksulluğu ve ekonomik eşitsizliği artırmış ve çatışma için büyük bir gerginlik potansiyeli oluşturmuştur. Bu ülkeler siyasal bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen geçmişteki sömürgecilik faaliyetlerinin izlerini hâlâ taşımaktadır. Emperyalist devletlerin belirlediği sınırların bölgede yaşayan toplumların etnik sınırlarıyla örtüşmemesi ve dolayısıyla beklentilerini karşılayamaması bu durumdan memnun olmayan kesimler arasında çatışmaya neden olmaktadır.

Doğal kaynakların sınırlılığı günümüz çatışmalarının önemli nedenlerindendir. Petrol, kömür, doğal gaz gibi fosil yakıtları ve stratejik yer altı kaynaklarını ele geçirme, üretimi ve pazarlamasını kontrol etme çabaları ülkeler arasında çatışmalara neden olmaktadır.

Sınır anlaşmazlıkları, su sorunu, küresel iklim değişimi ve kuraklık gibi faktörler günümüz çatışmalarına neden olan diğer faktörlerdir.

Sınır Aşan Sular Sorunu: Yaşamsal ihtiyaçların en önemlilerinden biri olan suyun insanlar, bölgeler ve ülkeler arasında hakça paylaşımında yüzyıllardır süren adaletsizlikler mevcuttur. Sınır aşan sular iki ya da daha fazla ülkenin topraklarını katederek akan sular olup, suyun çıktığı ülke ile aktığı ülke/ülkeler arasında kullanımının eşit olması söz konusu olmayan sulardır. Dünya üzerinde uzunluğu bin km’yi aşan 165 nehir bulunmakta ve bunlardan 80 tanesi birden fazla ülkeden geçmektedir. Bu tip nehir havzalarının elektrik enerjisi ve eş zamanlı olarak tarımsal sulama amaçlı kullanımı nehrin geçtiği diğer ülkelerin şiddetli tepkilerine yol açmaktadır. 1970’lerden itibaren bu durum literatüre ‘‘Su Savaşları’’ olarak geçmeye başlamıştır.

Barış Üzerine: Hayatının büyük bölümünü cepheden cepheye koşarak geçiren Atatürk’ün her daim bir barış özlemi içerisinde olduğu yaptığı konuşmalardan açık ve net bir biçimde anlaşılmaktadır.

Savaşlar içinde geçen hayatında her daim barış içinde bir ülkede yaşama özlemi taşımıştır. Bu bağlamda hayatını adadığı amaç millî sınırlar içerisinde egemenliği güvence altına alınmış bir barış ortamı oluşturmak ve onu korumaktan başka bir şey değildir. Atatürk barışın uluslar için ne kadar önemli olduğunu her fırsatta vurgulamıştır. Bir konuşmasında ‘‘Barış ulusları refah ve saadete ulaştıran en iyi yoldur.’’demiştir. 1923 Şubatı’nda yaptığı bir konuşmada ise ‘‘Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Ulusun yaşamı tehlikeyle karşılaşmadıkça savaş cinayettir.’’ diyerek barışçıl yaşam idealini ortaya koymuştur.

Atatürk ‘‘Yurtta sulh, cihanda sulh’’ ilkesiyle ulusal barış kadar dünya barışının da önemli olduğunu vurgulamış ve sıcak savaş döneminin ardından bu yönde çalışmalara hiç vakit kaybetmeden başlamıştır.

Atatürk iç barışın sağlanmasının ardından komşulardan başlayarak iyi ilişkiler kurmaya önem vermiş, Avrupa’daki siyasi durumu iyi analiz edip adeta II. Dünya Savaşı’nı öngörerek Türkiye’ye yakın bölgelerin güvenliğini sağlamak için 1934’te Balkan Antantı ile 1937’de Sadabat Paktı’nı oluşturmuştur.

Atatürk, dış politika hedeflerine ulaşılmasında da, diğer önemli hedeflere ulaşılmasında da barışı savaşa tercih eden bir kişiliğe sahiptir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, savaşın ne demek olduğunu bilen, bu sebeple de barışın özenle korunmasına inanan üstün nitelikli bir asker ve devlet adamıdır.

12. Sınıf Coğrafya 3. Ünite 2. Bölüm
Ülkeler Arası Etkileşim Konu Anlatım