Sözcükte Anlam Deyimler ve Atasözleri

SÖZCÜKTE ANLAM

Sözcük, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin, anlamlı en küçük parçasıdır. Anlam ya da dilbilgisi görevi bulunan en küçük ses birliklerine “sözcük” (kelime) denir. Sözcük, dilin tek başına kullanılabilen anlamlı ya da anlamsız en küçük birimidir. Türkçede bir durumu (oturmak, kalkmak, vb.), bir duyguyu (sevgi, üzüntü, vb.), bir düşünceyi (özgürlük, eşitlik, vb.) bildiren anlamlı sözcüklerin yanında cümlede anlam ilgisi kuran (gibi, kadar, vb.), sözleri bağlama göreviyle kullanılan (ve, ile, vb.) anlamsız sözcükler de vardır.

Türkçede bir sözcüğün anlamı “gerçek” ve “mecaz” olmak üzere iki başlıkta incelenir. Sözcükler, temelde bir varlık, kavram ya da eylemi karşılar; zamanla anlam genişlemesine uğrayarak değişik anlamlar kazanabilir. Şimdi bu anlamları görelim.

GERÇEK ANLAM

Sözcüğün, söylendiğinde akla gelen ilk anlamıdır. Buna, sözcüğün temel anlamı veya sözlük anlamı denir.
ör: Kitaplarını boş bir kutuya yerleştirdi ör: Soğuk ve yağışlı havalar, yaşamı zorlaştırıyor.
ör: Ekmeği dilim dilim keserek masaya koydu.
Yukarıdaki cümlelerde “boş” sözcüğü, görme organı; “soğuk” sözcüğü, ısısı düşük olan, sıcak karşıtı; “kesmek” sözcüğü, bıçak, makas gibi bir araçla bir şeyi ikiye ayırmak anlamlarında kullanılmıştır. Bu sözcükler, temel yani sözlük anlamlarıyla kullanıldığından, gerçek anlamlıdır.

MECAZ ANLAM

Sözcüğün, gerçek anlamından uzaklaşarak kazandığı yeni anlamdır.
ör: Boş sözlerle beni oyalamayın. ör: Yeni öğrenci, nedense çok soğuk davranıyor.
ör: Konuşmacı, gürültüden, konuşmasını yarıda kesti.
Yukarıdaki cümlelerde “boş” bir işe yaramayan; “soğuk” sözcüğü, duygudan ve sevgiden yoksun; “kesmek” sözcüğü bitirmek, sona erdirmek anlamlarında kullanılmıştır. Bu sözcükler, gerçek anlamlarından uzaklaştığı için mecaz anlam kazanmıştır.

YAN ANLAM (YAKIŞTIRMACA)

Şekil ve işlev benzerliğinden dolayı, bir sözcüğün başka bir varlığa ad olarak verilmesidir. Aşağıdaki örneklerde koyu renkli sözcükler, yakıştırma yoluyla başka bir varlığa ad olarak yan anlam kazanmıştır.
masanın gözü / dağın eteği / geminin burnu / derenin ağzı / defterin yaprağı
uçurtmanın kuyruğu / kapının kolu / köprünün ayağı

TERİM ANLAMI

Bir bilim, sanat, meslek dalıyla veya bir konu ile ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan sözcüklerdir.
ör: Sanatçının son oyunu üç perdeden oluşuyor.
Bu cümlede “perde” sözcüğü “bir tiyatro oyununun bölümlerinden her biri” anlamına gelerek terim anlamıyla kullanılmıştır. Aşağıda verilen koyu renkli sözcükler, karşılarındaki alanla ilgili olarak kullanıldığında terim anlamı kazanır.
meridyen, plato, atmosfer, yarımada —> coğrafya
uyak, redif, dize, ölçü, beyit, durak —> edebiyat

SOMUT ANLAM

Duyularımızdan (görme, işitme, koklama, dokunma, tatma) herhangi biriyle algılayabildiğimiz kavram ve varlıkları karşılayan sözcükler somut anlamlıdır. ör: çiçek, bulut, rüzgâr, gökyüzü, ışık, ses, yağmur, koku

SOYUT ANLAM

Beş duyumuzdan herhangi biriyle algılayamadığımız; ancak var olduklarını akıl, inanç ve sezgilerimizle kabul ettiğimiz kavram ve varlıkları karşılayan sözcükler soyut anlamlıdır. ör: sevgi, heyecan, korku, hırs, iyilik, güzellik, akıl, aşk…

SOMUTLAŞTIRMA

Soyut anlamlı bir sözcüğün anlam genişlemesi yoluyla somut anlam kazanmasıdır.
ör: Dedem çok iyi bir insandır.
ör: İyilerin ömrü az olur.
Birinci cümlede “istenilen, beğenilen niteliklere sahip” anlamına gelerek soyut anlamıyla kullanılan “iyi” sözcüğü, ikinci cümlede “insan”ı karşılayarak somut anlam kazanmıştır.

SOYUTLAŞTIRMA

Somut anlamlı bir sözcüğün anlam genişlemesi yoluyla soyut anlam kazanmasıdır.
ör: İhtiyar, otobüsten inerken kafasını kapıya çarpmış.
ör: Bu kafayla hiçbir işte başarılı olamazsın.
Birinci cümlede “baş” anlamına gelerek somut anlamıyla kullanılan “kafa” sözcüğü, ikinci cümlede “akıl, mantık” anlamına gelerek soyut anlam kazanmıştır.

SÖZCÜKLER ARASI ANLAM İLİŞKİLERİ

Tek başına sözcük ancak sözlüğe malzeme olur. Günümüzde; sözcüklerin içinde bulunduğu sözdizisinde anlam kazandığı görüşü yaygındır. Gerçekte her ikisi de birbirini bütünleyici niteliktedir. Sözcükler arası anlambilim çalışmalarında yorumlayıcılık vardır. Bu yorumlamada tümce içindeki sözcükler arası ilişkiler önem kazanır. Bu anlamda incelendiğinde sözcükler; eş anlamlılık, zıt anlamlılık, yakın anlamlılık, eş seslilik bakımından ele alınırlar. Ayrıca tümce içinde anlamsız fakat görevli sözcükler işlevsel anlambirimler olarak anlatımı güçlendirirler. Sözdizimsel yapısı olan ikilemelerle, benzetmelerle, eğretileme ve dolaylamalarla elde edilen anlambirimleri ile anlatım yeni, güzel anlatımlar kazanır. Anlatımı güzelleştirmekte kullanılan bir başka söz oyunu da güzel adlandırmadır. Deyim ve atasözleri de sözcükler arası ilişkilerden doğan dil zenginlikleridir.

Eş Anlamlı Sözcükler
Eş anlamlı sözcükler; yazılışları, sesleri farklı olduğu halde aynı kavramı, aynı anlamı karşılayan sözcükler olarak tanımlanmalarına karşın birbiri ile tıpatıp aynı anlama gelebilen sözcüklerin biri yabancı dilden geçmedir
Öğretmen – muallim, okul – mektep, bunalım – stres vb…

Eş anlamlı sözcükler nasıl oluşur?
Eş anlamlı sözcüklerden biri anadilin sözcüğü olduğu halde ikincisi ya anadilin bir lehçesinden ya da yabancı bir dilden anadile girmiş bir sözcüktür. Böyle sözcükler bir süre ikisi bir arada kullanılır; meselâ – örneğin gibi. Sonra dili kullananlar iki sözcüğü de ayrı ayrı ama karışık kullanırlar. Sonra anadil sınırları içinde birinin genel kullanımı ağırlık kazanır ve sonuç olarak kullanımı ağırlık kazanan yazı diline geçer. Söz gelimi yaklaşık yüzyıl önce “mektep” denenen kuruma şimdi okul denmesi gibi.

Zıt Anlamlı Sözcükler
Aralarında bir ilişki bulunduğu halde, anlamca birbirinin karşıtı olan sözcüklerdir:
yakın-uzak, kolay-zor, ileri-geri, az-çok, doğru-yanlış vb… Eylemlerin ve kimi sözcüklerin karşıtı yoktur. “yürüme”nin karşıtı “koşmak” değildir.

Yakın Anlamlı Sözcükler
Aynı anlamı karşılamadıkları halde, aralarındaki ortak yön nedeniyle birbirinin yerine kullanılabilen sözcüklerdir. Bu sözcükler tam olarak birbirinin yerine kullanılmazlar: eş-dost, hısım-akraba.
Aynı dilin sözcükleri olup da eş anlamlı sayılan sözcükler gerçekte birbirine çok yakın anlamlı sözcüklerdir ve aralarında kesinlikle bir fark vardır. Sözgelimi; kırılmak, gücenmek, darılmak, küsmek sözcükleri eş anlamlı gibi değerlendirilseler de aralarında fark vardır. Birine kırgın olan kişi iletişimi sürdürebilir fakat küstü ise iletişimi keser.

Eş Sesli Sözcükler
Yazılışları, okunuşları aynı olduğu halde, anlam ve kök yönüyle farklı olan sözcüklerdir:

yıl: 365 gün 6 saatten oluşan bir zaman birimi.
yıl-: bıkmak
iç: bir durumun, varlığın ya da alanın sınırları arasında bulunan
iç-: içmek, bir sıvıyı yudumlamak.
Yazılışlarında, söylenişlerinde çok az ayrılık olan sözcükler sesteş sayılmazlar: adet-âdet, alem-âlem, aşık-âşık, hala-hâlâ, kar-kâr, yar-yâr…

Anlamsız Sözcükler
Kimi sözcüklerin de kendi başlarına anlamları yoktur, ancak tümce içinde ünleme, bağlama ve ilgi kurma gibi görevleri vardır. Tümcenin anlamına ya benzerlik, araç anlamı katarak ya ünleme, bağlama görevi yaparak ya da ilgi kurarak katkıda bulunurlar.

Anlamsız sözcüklerin görevleri nelerdir?
Elleri Var Özgürlüğün’den
…..
I. Elleri var özgürlüğün, II. “Elleri var özgürlüğün, Gözleri, ayakları; Gözleri, ayakları; Silmek için kanlı teri, Silmek kanlı teri, Bakmak için yarınlara, Bakmak yarınlara, Eşitliğe doğru giden. Eşitlik giden.” ….. Rıfat Ilgaz
I. örnekteki şiirin anlatım güzelliği II. bölüme alınan dizelerde yok. Çünkü II. bölümde anlamsız sözcükler şiirden çıkarılmıştır. Anlamsız fakat görevli sözcükler gerçekte anlatımı güçlendirirler. Eğer onlar olmazsa kimi söz birliklerinin anlamları kalmaz.

İkileme
İkilemeler; aynı sözcüğün, yakın anlamlı sözcüklerin ya da zıt anlamlı sözcüklerin yinelenmesiyle oluşan sözcük öbekleridir: yol yol, yol mol, yol yolak, yol yordam, iniş çıkış, büyük küçük, geceli gündüzlü, şıp şıp, şapur şupur…

ikilemeler anlamı nasıl etkiler?
Anlamı pekiştirerek, güçlendirerek, abartma, çoğaltma, kolaylaştırma ya da anlatıma çekicilik katmak için anlatımda ikilemeler de kullanılır.

Yapı Bakımından İkilemeler
Yapı bakımından ikilemeler sekiz türlüdür.
– Aynı sözcüğün tekrarı: Bir sözcük iki kez söylenir: kapı kapı (gezmek), adım adım (dolaşmak), aman aman, bas bas (bağırmak), baka baka (yazmak), coşup coşup (akmak), damla damla, pul pul (dökülmek) gibi.
– m’li tekrar: Sözcük bir kere olduğu gibi, bir kere de m ile başlatılarak söylenir.
m’li tekrarlar; ünlü ile başlayanların başına m ünsüzü getirilerek ya da ünsüz
ile başlayanlarda bu ünsüzün yerine m ünsüzü getirilerek yapılır: iş miş, arka-
daş markadaş; kuş muş, genç menç, neler neler gibi.
– Eş anlamlı sözcüklerin tekrarı: Aynı anlama gelen sözcüklerin art arda getirilmesiyle yapılan tekrarlardır: ahlamak oflamak, dayalı döşeli, ıkına sıkına, yüz surat gibi.
– Yakın anlamlı sözcüklerin tekrarı: Anlamları birbirine yakın ama aynı olmayan iki sözcüğün art arda getirilmesiyle yapılan tekrarlardır: ezik büzük, güle oynaya, günlük güneşlik, hısım akraba gibi.
– Karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarı: Anlamları birbirine zıt olan iki sözcüğün art arda getirilmesiyle yapılan tekrarlardır: aklı karalı, bugün yarın, bata çıka, gelin güvey, mevsimli mevsimsiz, yoksul varsıl gibi.
– Biri anlamlı biri anlamsız iki sözcükle: İkilemeyi oluşturan sözcüklerden biri anlamlı biri anlamsız olur: afı küfü (yemek),bet beniz, mal meşat, yalan dolan gibi.
– İkisi de anlamsız iki sözcükle: İkilemeyi oluşturan sözcüklerden ikisi de anlamsız ya da yarı anlamlı olur: abur cubur, kargacık burgacık, ıcığını cıcığını gibi.
Yansımalı tekrarlar: İkilemedeki sözcükler yansıma ile kurulmuş sözcükler olabilir: Iğıl ığıl, mırın kırın, şır şır, trik trak, vıdı vıdı gibi.

İkilemelerin Özellikleri
İkilemelerin genel özelliklerinin başında ses uygunluğu gelir. Uygun seslerin yarattığı ses güzelliği anlatıma da güzellik katar. Diğer özellikleri aşağıdaki gibi sıralanır:
– Kalıplaşmış sözlerdir.
– İkilemedeki sözcüklerden biri anlamdaşıyla bile değiştirilemez: “kılık kıyafet”, “giysi kıyafet” olmaz.
– İkilemelerin yapım ya da çekim eki almış halleri de kullanılır: iç dış / içli dışlı, içte dışta / içten dıştan, içler dışlar, içim dışım / için dışın, içimiz dışımız…

Benzetme
Bir varlığın özelliklerinden ya da durumlarından birini bir başka varlığın özelliği ile karşılaştırarak öne çıkarmaya benzetme denir. Anlatımda benzetmeler de büyük yer tutar. Gerçekte bir sanat olan benzetmeler günlük konuşmaya bile girmiştir.

Anlatımda benzetmeler niçin önemlidir?
Biçimsel olarak benzetmenin dört ögesi vardır: Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme edatı, benzetme yönü. Benzetmede benzeyen, bir özelliği, bir durumu ile, kendinden daha güçlü olana benzetilir. Sözgelimi; canlılar içinde en güçlü hayvanın aslan olduğu varsayılarak, başka bir varlığın gücü söz konusu olduğunda hep aslana benzetilir: aslan gibi güçlü asker, aslan kadar güçlü takım… gibi.
Kendine benzetilen, herhangi bir özelliği diğer varlıkların benzer özelliğinden üstün olan varlıktır. Bu özellikler toplumuna göre az çok kalıplaşmıştır. Söz gelimi; güçte aslan, kurnazlıkta tilki, akılsızca boyun eğmede koyun, güzellikte gül, eli ağırlıkta kaplumbağa, özgürlükte kuş… gibi.
Bir varlığın diğerine tümüyle benzemesi mümkün değildir. Tümüyle benzeme ikiz kardeşlerde bile yoktur. Benzetmede; benzeyenin bir özelliği, o özellikçe en güçlü olana benzetilir buna benzetme yönü denir. Sözgelimi “Cumartesi sabahı kendimi kuş kadar özgür hissettim” tümcesinde benzetme yönü ‘özgür’dür. Benzetme edatı; benzeyen ile benzetilen arasındaki özelliği karşılaştırmada kullanılan edattır. En çok ‘gibi’ ve ‘kadar’ edatları kullanılır.

Benzetmeden kimi ögeler çıkarılabilir mi?
Benzetme kullanıla kullanıla ortak sözvarlığına girdikçe, benzetmedeki bu dört ögenin hepsi kullanılmayabilir. Buna göre benzetme güzel benzetme, eğretileme gibi adlar alır.
‘aslan kadar güçlü askerler’ benzetmesi, kullanıma göre; ‘aslan gibi askerler’, ‘aslan askerler’ ve ‘aslanlar’ olur.

Güzel Benzetme
Benzetme yönü ve benzetme edatı düşürülmüş benzetmedir: altın başak, aslan asker, sırma saç, melek annem gibi.

Eğretileme (İstiare)
Benzetme amacı güdülerek bir sözcük ya da sözcük öbeğinin kendi anlamı dışında “eğreti bir anlamda” kullanılmasıdır. Yukarıda sözü edilen benzetmenin iki temel ögesinin benzeyen ve kendine benzetilen olduğunu görmüştük. Anlatımda sözü edilen bir varlık bu temel ögelerden biri kullanılarak karşılandığında eğretileme yapılmış olur. Eğretileme anlatımında benzetme amacı güdülürken sözcük bir bakıma mecaz bir anlam kazanır. Eğretilemede yalnız kendisine benzetilen kullanılıyorsa kapalı eğretileme vardır. Kişileştirme olan her anlatımda kapalı eğretileme vardır.

“Mehmet Akif’in ‘Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.’” eğretilemesinde “aslan” gerçek anlamında değildir. Yalnız kendisine benzetilen kullanılmıştır, “aslan” kişileştirilmiştir. Bu yüzden kapalı istiare vardır. Eğretilemede yalnız benzeyen kullanılıyorsa açık eğretileme vardır. Bunun için tümcede mecaz anlamlı sözcük bulunup “… gibi” benzetme edatı konulduğunda benzetme tamamlanıyorsa açık eğretileme vardır. “Mevsimler yas tutup güller ağlasın.” eğretilemesinde insan gibi yas tutan “mevsim” ve insan gibi yas tutan “gül” sözcüklerinde açık eğretileme vardır.

Ad Aktarması
Bir ad yerini, kendi ile ilintili sözcük ya da sözcük öbeğine bırakırsa ad aktarması yapılmış olur. Ad aktarması sanatlı bir söyleyiştir. Sözgelimi; “balık” yerine “derya kuzusu”, “iş yeri” yerine “ekmek kapısı”.”Kıbrıs” yerine “yavru vatan”, “kömür” yerine “kara elmas”, “lületaşı” yerine “beyaz altın”, “rakı” yerine “aslan sütü”, “tiyatro” yerine “sahne”, “seçilmek’ yerine “sandıktan çıkmak”, “sinema” yerine “beyaz perde” gibi.

Güzel Adlandırma
Söylenişi hoş olmayan, üzücü olan sözcüklerin yerine konan sözcüklerle yapılan bir tür dolaylı adlandırmadır. Sanatlı bir söyleyişi vardır. Güzel adlandırmalar da mecaz anlatım vardır. Amaç kötü etki bırakacak bir deyişi güzel sözcük ya da sözcüklerle anlatmaktır. “öldü” yerine “kaybettik, sizlere ömür, Hakkın rahmetine kavuştu”, “Donuzlu (domuzlu)” yerine “Denizli”, “verem” yerine “ince hastalık” gibi.

Deyimler

Beşir Göğüş, deyimi “Bir anlamı bir sözcüğe göre daha etkili ve renkli anlatan, kalıplaşmış sözcük öbeği” olarak tanımlar. Demek ki birden fazla sözcüğün gerçek anlamından uzaklaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan sözcük öbekleridir deyim. Anlatıma akıcılık ve etki kazandırmak için konuşmalarda ve yazmalarda deyimlerden bol bol yararlanılır: “aşık olmak” yerine “abayı yakmak”, “sevinmek” yerine “etekleri zil çalmak”, “öfkelenmek” yerine “tepesi atmak”, “gizli iş yapmak” yerine “saman altından su yürütmek” gibi.

Deyimlerin Özellikleri
Tümce değildirler. Gerçek anlamlarını koruyan sözcük öbekleri deyim olamazlar. Aşağıda deyim olarak öbekleşmiş sözcüklerin özellikleri sıralanmıştır.
– Atasözleri gibi kalıplaşmış sözlerdir.
– Ulusal değerleri yansıtır.
– En az iki sözcükden oluşur.
– Kısa ve özlü anlatım araçlarıdır.
– Sözcükleri değiştirip yerine başka bir sözcük konulamaz: “Etekleri zil çalıyor.” yerine “Paçaları zil çalıyor.” denmez.
– Deyimlerde kalıplaşmış sözlerden çıkan anlam, deyimi oluşturan sözcüklerin gerçek anlamı dışında olabilir: çantada keklik olmak, hapı yutmak, pabucu dama atılmak, yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmek…
– Kimi deyimlerde, sözcükler gerçek anlamlarını korurlar: çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, kara gün dostu olmak…
– Mastar halindedirler, aklı başından gitmek, tepesi atmak, etekleri tutuşmak… Kullanılırken yapım ya da çekim eki getirilerek kullanılırlar: Aklım başımdan gitti. Eteklerin zil çalıyor. Tepesi atmış. gibi.
– Anlamları dardır, açıklanmaya pek uygun değildirler.

Argo
Argo sözcüğünün kökeni bilinmemekle birlikte Fransızcada “argo” sözcüğüne 17. yüzyılın sonlarından beri rastlanmaktadır. Argo bir özel dildir. Bir tür gizli dildir. Bir dilin sözcükleri küçük bir topluluk içinde gerçek anlamı dışında, fakat yalnız o grubun belirlediği anlamlar karşılığında kullanılır. Argonun söz varlığı; günlük dilden, ortak dilin eskimiş söz varlığından, aynı dilin lehçelerinden ya da yabancı dillerden alınmış sözcüklere yeni anlamlar yüklemekle elde edilir: araklamak (çalmak), moruk (ihtiyar), marizlemek (dolandırmak), manita (sevgili) gibi. Argo aynı zamanda işlenmiş, sanatlı bir dildir. Argo sözdizimi ve tümce yapısı bakımından ana dilden ayrılmaz. Eskiden argoyu hırsızlar, yankesiciler, kaçakçılar kullanırken günümüzde asker, öğrenci, şoför, pazarcı argosu gibi toplumun çok değişik kesimlerinin kendilerine göre argoları vardır. Hepsinin ayrı ayrı özel sözcük ve deyimleri vardır. Argo yalnız konuşma dilinde kullanılır. Argo bir sözcük yaygın olarak kullanıldığında ya da yazıya geçirildiğinde artık argo olmaktan çıkar; argoyu kullanan toplumca hemen yerine yenisi konur. Bu yüzden beş on yılda bir söz varlığı değişir. Onun için incelenmesi en zor dildir.
kaldırmak: çalmak (hırsız, yankesici argosu)
çakallamak: anlamak (hırsız, yankesici argosu)
ineklemek: çok çalışmak (öğrenci argosu)
kırmak: okuldan kaçmak (öğrenci argosu)
yolunu bulmak: eline para geçmek (halk argosu)
uçlanmak: sıvışmak, gözden kaybolmak (hırsız, yankesici argosu)
makaraya almak: alay etmek (halk argosu)
yeşillenmek: bir bayana sarkıntılık etmek (kabadayı argosu)

Atasözleri

Atasözleri doğruluğu, halkın yüzyıllar alan deneyimlerine dayanan, halkın sınama-yanılma yoluyla bulduğu doğruları anlatan özlü sözlerdir. Söyleyeni belli değildir; artık halkın ortak malı olmuşlardır. Atasözlerinin anlatım gücü, kavram zenginliği ve deyiş güzelliği ile anlatımda ayrı bir yeri vardır:
“Taşıma su ile değirmen dönmez.”,
“Üzüm üzüme baka baka kararır.”,
“Yuvarlanan taş yosun tutmaz.”…
Atasözleri yerine göre yaptırım getirecek güçtedir. “Atalar sözü Kuran’a girmez, yanınca yülüşür.” (ondan geri kalmaz) sözüyle atalarımız, atasözünün değerini yine atasözü ile anlatmışlardır

Atasözlerinin Özellikleri
Atasözleriyle deyimler sık sık karıştırılır; çünkü benzer özellikleri çoktur. Atasözlerinin en ayırıcı niteliği tam bir tümce olmalarıdır.
– Ulusal değerleri vardır. “Türk atasözleri”, “İngiliz atasözleri” diye anılırlar.
– Kalıplaşmış sözlerdir. Bir atasözünün içindeki sözcükleri değiştirilerek yerine yenisi, benzeri konulamaz.
“Taşıma su ile değirmen dönmez.” yerine “Taşıma benzin ile araba yürümez.” denmez ama o anlamda kullanılabilir.
– Kısa ve özlü anlatım araçlarıdırlar. Alet işler, el övünür.
– Deneylere ve gözlemlere dayanırlar: Son pişmanlık fayda etmez.
– Doğa olayları da yer alır. Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. Mart yağar nisan övünür, nisan yağar insan övünür.
– Gelenek ve görenekleri anlatır: Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Kız beşikte, çeyiz sandıkta. Anasına bak kızını al. Kızını dövmeyen dizini döver, oğlunu dövmeyen kesesini döver.
– Atasözlerinin çoğunda mecazlı anlatım vardır: “Üzüm üzüme baka baka kararır.” “Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.” “Ateş düştüğü yeri yakar.”
– Tümcedirler. Çoğunlukla geniş zaman ya da emir kiplerindedirler, diğer kipler az kullanılır. Orijinal çekimli halleriyle kullanılırlar: Dikensiz gül olmaz. Ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl. Ana kızına taht kurmuş, baht kuramamış. Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
– Kimileri sonradan uzatılmıştır: El elden üstündür, ta arşa kadar. Atasözleri ile deyimlerin ayrılan özelliklerini tartışınız

SÖZ ÖBEKLERİ

Birden çok sözcüğün bir varlığı, niteliği, kavramı, durumu ya da hareketi karşılamak üzere yan yana gelerek oluşturduğu dil birliklerine söz öbeği denir. Söz öbeklerinin başlıcaları ikilemeler, deyimler ve sözcük grupları (Tamlamalar, bağlama grupları, edat öbekleri ve fiilimsilerle oluşturulmuş gruplar) dır.

İkilemeler
İkilemeler anlatımı zenginleştirmek, cümlede anlam ilgisi kurmak ve etkili bir anlatım oluşturmak amacıyla oluşturulmuş söz öbekleridir. İkilemeler gerek anlam gerekse görevce tek sözcük gibi düşünülür.

İkilemeler farklı yollarla oluşturulabilir:

a. Biri Anlamlı Diğeri Anlamsız Sözcüklerle ör: Ufak tefek, çer çöp, incik boncuk, boy pos, abuk sabuk
b. Anlamsız İki Sözcükle ör: Mırın kırın, eciş bücüş, abur cubur, süklüm püklüm, ıvır zıvır
c. Bir Eylemin Hem Olumlu Hem Olumsuz ör: Şeklinin Bir Araya Getirilmesiyle Gelir gelmez, çıkar çıkmaz, söyler söylemez, olur olmaz, duyar duymaz
d. İlk Sözcüğün Birinci Harfinin “m” Sesiyle Değiştirilmesiyle ör: Para mara, defter mefter, yol mol, temizlik memizlik
e. Ünlemlerin Bir Araya Getirilmesiyle ör: Vah vah, ah ah, of of
f. Aynı Sözcüğün Tekrarıyla ör: Yavaş yavaş, iri iri, koca koca, ince ince, koşa koşa, sıra sıra
g. Eş Anlamlı Sözcüklerle ör: Bitmek tükenmek (bilmeyen), ses seda, sağ salim
h. Karşıt Anlamlı Sözcüklerle ör: Er geç, irili ufaklı, ölü ya da diri, dost düşman, aşağı yukarı, az çok …
ı. Yakın Anlamlı Sözcüklerle ör: Kılık kıyafet, eş dost, akıl fikir, şu bu, güçlü kuvvetli, güle oynaya …
k. Yansıma Sözcüklerle ör: Çıtır çıtır, fokur fokur, horul horul

DEYİMLER

Birden fazla sözcüğün bir durumu karşılamak amacıyla bir araya gelerek oluşturduğu, cümleye çekici anlatım özelliği katan, çoğu mecaz anlamlı, kalıplaşmış söz öbeklerine deyim denir.

Deyimlerin Özellikleri
En az iki sözcükten oluşur: • Göze girmek • Yüzünden düşen bin parça olmak • Kulağına küpe olmak • Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş • Burnundan gelmek • Eli böğründe kalmak
Durum bildirir: • Küplere binmek: Sinirlenmek • Kulak ardı etmek: Dikkate almamak • Gözden düşmek: Rağbet görmemek • Burnundan kıl aldırmamak: Çok huysuz olmak
Deyimler durum bildirirken atasözleri ders verir. Deyimler, atasözlerinden bu yolla ayrılır.
– Sakla samanı, gelir zamanı (Ders verir, atasözüdür.)
– Burnundan gelmek (Durum bildirir, deyimdir.)
Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri değiştirilemez, eş anlamlıları
kullanılamaz.
Deyimlerin arasına sözcükler girebilir. (Çocuğun ağzını dünkü olaylardan sonra bıçak açmıyordu.)
Aşağıda birtakım deyimler ve deyimlerin açıklamaları verilmiştir.
Ağzından bal damlamak (akmak): Çok tatlı konuşmak
Başına kakmak: İyiliği yüzüne vurarak birini üzmek
Bıçak kemiğe dayanmak: Çekilen sıkıntı artık katlanılamayacak bir duruma gelmek.

DİĞER SÖZ GRUPLARI
Tamlamalar: Türkçede ad ve sıfat tamlaması biçiminde oluşmuş pek çok söz öbeği vardır. Bu sözler genellikle mecaz anlamlıdır.
Edat Öbekleri: Edatların kendilerinden önceki sözlerle gruplaşarak oluşturdukları öbeklerdir. Bu yapılar da cümlelere farklı anlamlar katabilir.
Örnek:
“İş işten geçtikten sonra buraya gelmen ya da gelmemen kimse için bir şey ifade etmez.” cümlesinde geçen “İş
işten geçtikten sonra” sözü cümleye “yapacak bir şey yok, elden bir şey gelmez” anlamı katmaktadır.
Eylemsilerin Oluşturduğu Gruplar
Eylemsiler de kendilerinden önceki sözlerle gruplaşarak öbekler meydana getirebilir. Bu öbeklerin cümlelere
kattığı anlamlarla ilgili pek çok soru çıkabilir.
Örnek:
• “Kimi sanat yapıtları sanatın artılar hanesine yazılarak ölümsüzleşirken kimileri daha raflardayken ömürlerini
tamamlıyor.” cümlesinde altı çizili bölüm cümleye “sanat dünyasının örnek alınabilecek kadar iyi eserlerinden
olmak” anlamı katarak mecazlaşmıştır.
• “Bilgileri kendi düşünce süzgecinden geçirmek, aydın insanların özgünlüklerini ortaya koymalarını sağlar.”
cümlesinde altı çizili bölüm, cümleye “bilgileri özümsemek” anlamı katarak mecazlaşmıştır.